Filistin: Zeytin ağaçlarının gölgesinde süren direniş

Filistin’de zeytin ağaçlarının sökülmesi, halkın toprağıyla bağını koparma politikasının simgesine dönüşürken direniş hafızası yaşamayı sürdürüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda çok sayıda diplomatın salonu terk ettiği bir ortamda konuştu. Gazze’deki saldırılar nedeniyle ağır eleştirilerin yöneltildiği Netanyahu, salondan ayrılan temsilcileri “ahlaki korkaklıkla” suçlarken İsrail ordusunun sivilleri korumak için gerekli önlemleri aldığını savundu.

Netanyahu aynı konuşmada, işgal altındaki Batı Şeria’da Filistinlilere ait zeytin ağaçlarının yok edilmesine karşı olduğunu ileri sürdü. Ancak bölgede zeytinliklerin uzun süredir sistematik biçimde tahrip edildiği biliniyor. Nitekim İsrail buldozerleri, hasattan yalnızca birkaç gün önce Batı Şeria’daki Deyr Nizam köyünde yüzlerce zeytin ağacını yerinden söktü. Ürünlerini toplamaya hazırlanan Filistinli köylüler, yıllardır emek verdikleri ağaçların yıkımı karşısında büyük bir yıkım yaşadı.

Gazze’ye yönelik saldırılar sırasında Netanyahu’nun Tevrat’taki “Amalek” anlatısına yaptığı göndermeler de tartışma konusu olmuştu. Bu anlatı, düşmanın bütünüyle yok edilmesini öngören ifadeler içeriyor. Söz konusu atıf, İsrail aleyhine Lahey’de görülen soykırım davasında niyet göstergesi olarak sunulan unsurlar arasında yer aldı.

Netanyahu daha önce İsrail’i “Ortadoğu’nun modern Sparta’sı” haline getireceklerini söylemişti. Oysa tarihsel anlatılara göre Spartalılar, Atina merkezli Attika’ya yaptıkları seferlerde zeytin ağaçlarını yakıyordu. Buna rağmen zeytin ağacı, kökleriyle toprağa tutunarak yeniden filizlenmesi sayesinde yüzyıllar boyunca yaşamın ve direncin sembolü olmayı sürdürdü.

Akdeniz havzasında zeytin; barışın, bereketin ve sürekliliğin simgesi kabul ediliyor. Kuraklığa ve ağır iklim koşullarına dayanabilen bu ağaç, doğanın kendini yenileme gücünü hatırlatıyor. Zeytin ve zeytin ağacı, Kur’an-ı Kerim’de de bereket ve kutsallık çağrışımlarıyla anılıyor; İncil’de ise övgüyle söz edilen ağaçlar arasında bulunuyor.

Bu nedenle zeytin ağacının Filistin’de özel bir anlamı var. Siyonist yerleşimci grupların ağaçları sökmesi, yalnızca tarımsal üretime verilen bir zarar değil, Filistinlilerin binlerce yıldır yaşadıkları topraklarla bağını koparma girişimi olarak görülüyor. Tarlaların yakılması ve zeytinliklerin yok edilmesi, halkı hem geçim kaynaklarından hem de tarihsel hafızasından mahrum bırakmayı amaçlayan bir politikanın parçası şeklinde değerlendiriliyor.

Zeytin ağacı, Filistin şiirinde, resminde ve hikâyelerinde de güçlü bir yere sahip. Filistinli ressam İrina Naji’nin “Dayanıklılığın Kökleri” adlı tablosunda bir aile, çocuklarıyla birlikte yaşlı bir zeytin ağacına yaslanırken tasvir ediliyor. Çocuklardan birinin elinde sapan, diğerinin elinde uçurtma bulunuyor. Bu görüntü, hem direnişi hem de çocukların temsil ettiği umudu bir arada anlatıyor.

İsrail’in geçtiğimiz ağustos ayında Gazze’de uçurtma uçurmayı güvenlik tehdidi ilan etmesi de bu açıdan dikkat çekti. Uçurtmalar, çocukların neşesini ve özgürlük arzusunu simgeliyor. Zeytin ağaçlarının güvenlik gerekçesiyle yakılması gibi, çocukların uçurtmalarının da tehdit olarak görülmesi, Filistinlilerin hayatındaki umudu hedef alan uygulamaların bir başka örneği olarak öne çıkıyor.

Sürgünde hayatını kaybeden Filistinli şair Mahmud Derviş, zeytin ağacını halkının toprağa bağlılığının ve direnme iradesinin sembolü olarak işledi. “Zeytin Yaprakları” adlı kitabı bu hafızanın önemli örneklerinden biri olurken, şiirlerinde yıkıma uğramış bir tarlada zeytin ağacına dönüşme arzusunu dile getirdi. Derviş’in dizelerinde, ağacı diken elleri hatırlayan zeytinlerin yağının gözyaşına dönüşeceği anlatılır.

Filistinliler, maruz kaldıkları saldırılara ve zorunlu göçlere rağmen, kökleri kesilen zeytin ağaçları gibi yeniden filizlenmeye devam ediyor. Derviş’in “Bir Filistin vardı, bir Filistin gene var” dizesi de bu sürekliliği ve yok edilmeye karşı direnen halkın hafızasını özetliyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu