Türkiye’nin İstikamet Arayışında Adil ve Eşit Hukuk Mümkün mü?

Türkiye’de farklı kimliklerin ortak bir millet tasavvurunda buluşması mümkün mü? Hamza Türkmen’in yanıtlarıyla derinlemesine bir analiz.

Bugün Türkiye’deki kamplaşma, tüm keskinliğiyle sürmektedir. CHP’nin etkisi altında kalan dindar bireyleri bir kenara ayırmak gerekmektedir.

İnsan ve Değer Vakfı’nın dijital ortamda yayımladığı ANLAM ve DEĞER Dergisi‘nin 6. sayısında, “Türkiye’nin İstikamet Arayışı” başlığı altında Hamza Türkmen’e yöneltilen sorulara verilen yanıtları derledik. İşte ikinci bölüm:

Soru: Türkiye’de farklı kimliklerin, ideolojilerin ve yaşam tarzlarının ortak bir “millet tasavvurunda” buluşması mümkün mü?

Cevap: Mustafa Kemal Atatürk, “Ümmetten bir millet yarattık” ifadesiyle seküler bir bakış açısını dile getirmiştir. Kurucu Türkçü kadro, o dönemde “ulus” kavramı henüz tanımlanmadığı için, yanlış bir biçimde “millet” terimini kullanarak, ithal “nation” kelimesinin anlamını saptırmışlardır. Batıcı çevreler, “ulus” kavramı keşfedildiğinde hemen “Türk ulusu” ifadesini benimsemişlerdir. Böylece Türk ulusu veya Türk milleti, üst kimlik olarak belirginleşmiştir. Ümmet kimliği ya da İslami kimlik ise ya tasfiye edilmeye ya da alt kimlik olarak görmezden gelinmeye çalışılmıştır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında, tüm Cumhuriyetçilik övgülerine rağmen, Türkiye’deki dini ve etnik farklı kimlikler, Türklük etnik yapısından kaynaklanan Türk devletinin vatandaşları haline getirilmiştir. Osmanlı döneminde tebâ, Padişahın kulları olarak tanımlanırken, Cumhuriyetle birlikte herkes, Atatürk’ün ve resmi ideolojinin yeni vatandaşları haline zorla getirilmiştir. Bu durum, tepeden inmeci bir dayatma ve belirlenmiş kimlik tanımı anlamına gelmektedir. Zorunlu eğitim ve askerlik gibi alanlarda, her bireye, rıza ile ya da zorla, ırkçı söylemlerle dolu bir ulusalcılık ve Atatürkçülük anlayışı aşılanmıştır.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu