21. Yüzyılın Tartışmalı Projesi: ‘Cinsiyet’ Mi, İnsanlığın Sonu Mu?
Cinsiyet kavramı üzerinden yürütülen tartışmalar, insanlığın geleceğini tehdit eden bir mühendislik projesine dönüşüyor.
21. Yüzyılın Tartışmalı Projesi: ‘Cinsiyet’ Mi, İnsanlığın Sonu Mu?
İnsanlık tarihinin temel yapı taşları olan kadın ve erkek kimlikleri, günümüzde küresel bir mühendislik projesinin hedefi haline gelmiş durumda. Medyatizma platformunda yayınlanan yeni bir analiz, “Toplumsal Cinsiyet” kavramı etrafında dönen süreci detaylı bir şekilde ele alıyor ve insanın biyolojik köklerinden koparılma çabasını gözler önüne seriyor.
Biyolojik Gerçeklikten Uzaklaşma
Analize göre, binlerce yıllık insan tanımı, küresel güçler tarafından bir laboratuvar deneyi haline dönüştürülmüş. Biyolojik cinsiyetin (XX ve XY kromozomları) önemsizleştirilmesi ve yerine “akışkan” bir modelin konulması, yalnızca bireysel bir tercih değil; aynı zamanda insanın teknolojiyle yeniden şekillendirileceği bir “Transhümanist” dönemin başlangıcı olarak değerlendiriliyor. Cinsiyet kimliğinden koparılan birey, genetik yapısından bağımsız, ilaç sanayisi tarafından “modifiye edilebilir” bir varlık haline getirilmeye çalışılıyor.
Aile Kurumuna Yönelik Tehditler
Haberde, küresel güçlerin neden aile kurumunu hedef aldığını üç ana başlık altında açıklanıyor. Aile, bireyin sisteme değil, birbirine bağlı olduğu bir yapı olarak tanımlanıyor. Ayrıca, kadim ahlak ve geleneklerin aile içinde yaşatılması, aile devre dışı kalırsa nesillerin bilgi kaynağının yalnızca ekranlar ve sistemin kendisi olacağı vurgulanıyor. Ekonomik özerklik açısından da, ailesine sığınabilen bireylerin ekonomik yaptırımlarla kontrol altına alınmasının zor olduğu ifade ediliyor.
Yapay Esaretin Tehlikeleri
“Cinsiyet Projesi”nin kâr-zarar cetveli dikkat çekici. Proje, bireysel özerklik ve fırsat eşitliği gibi olumlu kavramlarla sunulsa da, beraberinde büyük riskler getiriyor. Doğal üreme döngüsünün zayıflaması, demografik çöküşe yol açarken, biyolojik kadınlığın önemsizleşmesi kadın haklarının aşınmasına neden oluyor. Ayrıca, köklerinden kopan bireylerin teknoloji ve ilaç devlerine bağımlı hale gelmesi de ciddi bir tehdit olarak öne çıkıyor.
Fıtratı Koruma Mücadelesi
Analiz, yeni normalin aslında fıtratın tasfiye edildiği bir teknolojik hapishane olduğu uyarısıyla sona eriyor. Gerçek direnişin, aileye sahip çıkmak ve “Ben bir tasarım değil, bir yaratılışım” diyebilme cesaretiyle mümkün olacağı vurgulanıyor.
FARUK KÖSE
İSLAMİ HABER “MİRAT”




