Şibli Numanî’nin gözünden İstanbul tekkeleri
Hindistanlı âlim Şibli Numanî, İstanbul tekkelerini ve Hindîler Tekkesi’ndeki hayatı gözlemlerken tasavvuf kurumlarının dönüşümünü anlattı.
Prof. Dr. Mustafa Kara / Tasavvuf Tarihçisi
1857-1914 yılları arasında yaşayan Hindistanlı âlim Şibli Numanî, Türkiye’de özellikle Asr-ı Saâdet adlı eseriyle tanındı. Urduca kaleme alınan çalışmanın ilk iki cildi, Ömer Rıza Doğrul tarafından İngilizceden Türkçeye çevrilerek 1928’de İstanbul’da yayımlandı. Eserin sonraki ciltlerini ise Şibli Numanî’nin talebesi, Çeştiyye tarikatına mensup Süleyman Nedvî hazırladı.
Şibli Numanî, Sultan II. Abdülhamid döneminde İstanbul’a geldi. Padişah ve farklı çevrelerden kişilerle görüşen âlim, ziyaretinin önemli bölümünü kütüphanelerde çalışarak geçirdi. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’yi yalnızca bir sûfî değil, aynı zamanda güçlü bir kelâmcı ve düşünür olarak ele aldığı Sevânih-i Mevlânâ-yı Rûm adlı eserini de bu ilgisinin izleriyle kaleme aldı. İstanbul, Şam ve Mısır seyahatindeki gözlemlerini daha sonra Sefernâme-i Rûm u Mısr u Şâm adıyla kitaplaştırdı.
İstanbul tekkeleri ve misafirperverlik geleneği
Şibli Numanî’nin yakından incelediği kurumlar arasında İstanbul tekkeleri özel bir yere sahipti. Güney Asya’dan hilafet merkezine gelenlerin barınma ve ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kurulan Hindîler Tekkesi’nde kalan Numanî, dönemin tekke hayatını ayrıntılarıyla gözlemledi. O yıllarda İstanbul’da biri Aksaray Horhor’da, diğeri Üsküdar Selamsız’da olmak üzere iki Hindîler Tekkesi bulunuyordu.
Numanî’nin aktardığına göre Osmanlı başkentinde 305 dergâh vardı. Farklı tarikatlara ait bu kurumlar, uzak bölgelerden gelen derviş ve ziyaretçilere kapılarını açıyor; misafirler herhangi bir ücret ödemeden yemek ve çay ihtiyaçlarını karşılayabiliyordu. İstanbul, Şam, Kudüs, Halep, Musul ve Diyarbakır gibi merkezlerde Hindistan’dan gelenler için özel dergâhlar bulunuyor, bu yapıların giderleri vakıf gelirleriyle karşılanıyordu. Her dergâhın yönetimi ve sorumluluğu, vakıftan maaş alan şeyhe bırakılıyordu.
Tekke düzenine yönelik eleştiriler
Şibli Numanî, tekkelerin geçmişte ilim ve görgü arayışı içindeki yolcuları destekleyen önemli merkezler olduğunu vurguladı. Ona göre bu kurumlar, farklı coğrafyalardan gelen öğrencilerin ve ziyaretçilerin barınmasını sağlayarak İslam dünyasında bilgi dolaşımına katkıda bulunuyordu. İbn Battûta’nın seyahatlerinde bu yapılardan yararlanmasını da aynı geleneğin bir örneği olarak değerlendirdi.
Ancak Numanî, zaman içinde bu işlevin zayıfladığını ve bazı tekkelerin tembellik, başıboşluk ve yolsuzlukla anılır hale geldiğini savundu. İstanbul’daki gözlemlerinde, kimi şeyhlerin vakıf imkânlarını kendi hayatları için kullandığını, misafirler için ayrılan yiyecek ve kaynakların ihtiyaç sahiplerine ulaşmadığını belirtti.
Hindîler Tekkesi’ne ilişkin değerlendirmeleri ise oldukça sertti. Tekke yöneticisinin dergâhtan ayrı bir evde yaşadığını, günlük olarak tahsis edilen etin büyük bölümünün burada tüketildiğini ileri süren Numanî, binanın bakımsız ve kısmen yıkılmış durumda olduğunu aktardı. Avludaki çöpler ve genel düzensizlik, ona göre kurumun içine düştüğü çöküşün göstergesiydi. Şibli Numanî’nin İstanbul tekkeleri hakkındaki bu tespitleri, hem Osmanlı vakıf ve misafirperverlik anlayışını hem de dönemin kurumlarına yönelik eleştirileri birlikte yansıtıyor.




