Ramazan’ı Sonuna Kadar Yaşamak İçin Fırsat
Ramazan, kalpleri Allah’a yaklaştıran bir fırsat. Bu yıl son Ramazan gibi yaşamak için harekete geçelim.
Mustafa Sabri Beşer/Star
Ramazan’a dair düşünceler
Yarın, mübarek Ramazan ayı başlıyor.
Her yıl bu dönemde aynı dilekler dile getirilir: “Bu yıl farklı olsun.” Ancak sonuç genellikle değişmez; aynı telaş, aynı karmaşa ve aynı dağınıklık devam eder.
Şehirler ışıl ışıl parlıyor, ekranlar canlı görüntülerle dolup taşıyor, takvimler ise dolup taşıyor… Peki ya kalpler? Kalpler yorgun ve değişimden uzak.
Bir an durup kendimize sormamız gereken bir soru var: Kaç Ramazan daha yaşayacağız?
Bir arkadaşımız, merhum Akif Emre’nin Ramazan ile ilgili yazılarını dijital platformda paylaşmış. Okumadan geçemedim, hepsini bir çırpıda okudum.
O yazılar, Ramazanı sadece bir takvim olayı olarak değil, aynı zamanda bir medeniyetin nefesi olarak ele alıyor. Şehrin taşlarına inen bir rahmet, sokaklarda yayılan bir sükûnet, sofralarda oturan bir edep ve derin bir tefekkür ile dolu.
Ramazan, modern yaşamın süslerinden biri değil, insanı kendi özüne çağıran bir kapıdır.
Bu kapının önünden kaç kez geçtik? Kaç kez açmadan yolumuza devam ettik? Kaç iftarı sadece fotoğraf karelerine sığdırdık? Kaç sahuru niyetsiz karşıladık? Kaç teravihi bedenen kıldık ama ruhen kaçırdık?
Allah, bizi daha kaç kez Ramazan‘a davet edecek?
Dünya, aceleci bir pazara benziyor. İçeri giren bağırıyor, çıkan ise susuyor. Herkes bir şeyler alıyor, herkes bir şeyler bırakıyor.
“Dünya ahiretin tarlasıdır” buyurmuş Efendimiz (sav). Tarla var ama eken yok. Tohum var ama niyet yok. Mevsim var ama çiftçi uyuyor.
Ramazan, tam burada insanı yakalar.
Açlığı öğretirken, tok gözlülüğü de öğretir. Susuzluğu öğretirken, merhameti de hatırlatır. Zamanın akışını gösterirken, faniliğin gerçeğini yüzümüze çarpar. Sofraya oturturken, hesap vermeyi de hatırlatır.
Ramazan İslam tarihindeki en büyük zaferlerin kazanıldığı aydır.
İlk vahiy, Ramazan‘da gelmiştir.
Medine Vesikası‘nın yazımı ve devlet sınırlarının belirlenmesi, Ramazanda gerçekleşmiştir.
Bedir zaferi, Ramazan‘da kazanılmıştır.
Mekke‘nin fethi, Ramazan‘da olmuştur.
Zamanın süper gücü Bizans‘a karşı bir itibar gösterisi olan Tebük Seferi, Ramazan‘da gerçekleştirilmiştir.
Rodos‘un fethi, Ramazan‘da olmuştur.
Endülüs‘ün güney sahillerinin fethi, Ramazan‘da yaşanmıştır.
Tarık bin Ziyad‘ın 800 yıl sürecek Rodrik zaferi, Ramazan‘da elde edilmiştir.
İspanya‘nın fethi, Ramazan‘da gerçekleşmiştir.
Bu Ramazan zafer listemize yeni bir başarı ekleyebilir miyiz, ne dersiniz?
Bugün en büyük yoksulluğumuz, para yoksulluğu değil, kalp yoksulluğudur.
Ramazan, ruhsal bir uyanışın kapısını aralayan bir dönemdir.
Ancak o kapıyı açmak için önce durmak ve yüzleşmek gerekiyor.
İnsan, ölümü uzak bir ülke gibi düşünüyor. Oysa ölüm, evin içinde, takvimin içinde, aynanın içinde, nefesin içinde. “Her nefis ölümü tadacaktır” hatırlatması, bir tehdit değil, bir davettir.
Ölmeden önce uyanmaya davet eden bir çağrıdır.
Ve Ramazan, dirilmeyi öğretmek için geliyor. Nefsi azalt, sesi azalt, israfı azalt, kibri azalt. Hesabı artır, şükrü artır, duayı artır, merhameti artır.
Ramazan, bir matematik değil, bir mücadeledir. Kendi karanlığımızla yüzleşmektir.
Ramazan, geçmişin hatırası olarak yaşanırsa bir folklor kalır. Ancak hayatın merkezine alındığında bir diriliş olur.
Daha fazla birikim, daha fazla görünürlük, daha fazla alkış… Sonuç ne olacak? Daha uzun bir mezar taşı mı? Daha parlak bir hatıra fotoğrafı mı?
Bu Ramazan‘ı son Ramazan‘ın gibi yaşa. Kırdığın kalbi onar. Geciktirdiğin helalliği al. Ertelediğin tövbeyi yap. Unuttuğun yetimi hatırla. Kapatamadığın borcu kapat. Açamadığın Kur’an‘ı aç. Susturduğun vicdanı konuştur.
Ömür kısa ama niyet uzun olmalı. Dünya dar ama gönül geniş olmalı. Vakit az ama hesap büyük.
Belki bir Ramazan kaldı, belki hiç…
Gelip geçmesin.
Günahını, gafletini, kibrini alsın gitsin. Ve geride secdeyi, sükûneti, istikameti bıraksın. Allah’a yakın bir kalp bıraksın.
İşte Allah, bizi bir kez daha Ramazan‘a davet etti, hazır mıyız?
Kaç Gazzeli çocuk bu Ramazan‘ı göremedi!?




