Ahmet Varol: Lübnan Yönetimi, İsrail’in Yanında Yer Alıyor
Ahmet Varol, Lübnan yönetiminin Hizbullah’a karşı tutumunu eleştirerek, İsrail’in yanında durduğunu vurguladı.
Ahmet Varol, Yeni Akit gazetesinde Lübnan yönetiminin Hizbullah’a karşı sergilediği tutumu eleştirdi. Varol, Lübnanlı yetkililerin İsrail işgali karşısında teslimiyetçi bir yaklaşım benimsediğini ve direnişle mücadele etmeyi tercih ettiklerini ifade etti.
Son günlerde Arnavutluk’ta, ABD Başkanı Trump’ın damadı Jared Kushner tarafından finanse edilen bir tatil köyü projesine karşı geniş çaplı protestolar düzenleniyor. Bu konu hakkında daha önce birçok yazı kaleme alındığı için detaylarına girmeye gerek görmüyoruz. Ancak, bir ülkenin yönetiminde olmak, o ülkenin sahibi olunduğu anlamına gelmez. Yöneticilik, aynı zamanda ülkenin bekçiliğini üstlenmek demektir. Bu nedenle, yöneticilerin yetkileri, görevleriyle sınırlı olmalıdır. Ne yazık ki günümüzde pek çok yönetici, kendilerini yönettikleri ülkelerin bekçileri değil, sahipleri olarak görmekte ve bu durum, ciddi sorunlara yol açmaktadır.
Lübnan’da da benzer bir durum gözlemleniyor. Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Hizbullah ve İran’a yönelik yaptığı açıklamada, “Burası sizin ülkeniz değil, bizim ülkemiz” demiştir. Oysa bu topraklar, ne Joseph Avn’ın ne de Hizbullah’ın malıdır; gerçek sahipleri orada yaşayan halktır.
Yöneticiler, halkın haklarını koruma ve bu haklar için onurlu bir mücadele verme sorumluluğunu taşımaktadır. Siyonist güçlerin önünü açarken, mazlum halkın haklarını korumaya çalışanların önünü kesmek, bu sorumluluğun yerine getirilmesi anlamına gelmez. Amerika’daki ateşkes müzakerelerinde Lübnan hükümetini temsil eden heyet, kararlı bir tutum sergileyememiştir. Cephede ise Lübnan ordusu, işgal güçlerinin saldırıları karşısında etkisiz kalmıştır.
Ateşkesin ilan edildiği gün, Siyonist güçler Lübnan’da katliam yapmaya devam etmiştir. Lübnan Başbakanı, İran’a seslenerek, “Güneyimize merhamet edin, onu yalnızca müzakerelerinizin şartlarını iyileştirmek için bir pazarlık kozu olarak görmeyi bırakın!” demektedir. Eğer Güney Lübnan halkı adına birilerinden insaf dilenmek gerekiyorsa, bu durumda saldırganlardan insaf dilenmek daha mantıklı olacaktır. İran, ABD ile müzakerelerinde Lübnan’ı bir koz olarak mı kullanıyor, yoksa saldırıların durdurulması için elindeki kozları mı değerlendiriyor? Öncelikle bu konuda doğru bir tespit yapmak için kendin insaflı olmalısın.
Bir ülkenin yönetiminin yanlışlarına itiraz etmek, ona her konuda karşı çıkmamızı gerektirmez. Bugün Lübnan halkı, Siyonist yayılmacılığın ve saldırganlığın yarattığı ciddi bir tehdit ile karşı karşıyadır. Bu tehdit karşısında Lübnan’ın yapması gereken, Siyonist güçlerden ve arkasındaki ABD’den insaf dilenmek değil, onlara karşı koyacak bir mücadelenin güçlendirilmesidir.
İşgal rejimi, Lübnan ile yapılan ateşkes anlaşmalarının hiçbirine uymamıştır. Son ateşkes anlaşması, bir tarafın diğerine teslim olması anlamına gelen bir içerik taşımaktadır. İşgal rejimi, Lübnan tarafından Hizbullah’ın saldırılarının durdurulması ve milislerinin Litani Nehri’nin gerisine çekilmesi karşılığında Beyrut ve Dahiye’ye yönelik hava saldırılarını durduracağını belirtmiş, ancak kara saldırılarını durdurma taahhüdünde bulunmamıştır. Ayrıca, işgal rejimi bu taahhütlerine bile uymayarak hava saldırılarına devam etmiştir. İran ise, İsrail işgal rejimini, Lübnan’a yönelik saldırılarını durdurmaya zorlamak amacıyla balistik füzelerle hedef almıştır.
Bu bağlamda, Lübnan yönetimine sormak gerekir: Gerçekten Lübnan’ı mı savunuyorsunuz yoksa Siyonist işgalcileri mi?




