Tesettür: Kıyafet Tercihinin Ötesinde Bir Maneviyat

Tesettür, sadece bir kıyafet değil, ahlaki ve manevi bir değer olarak ele alınmalıdır.

Tesettür: Kıyafet Tercihinin Ötesinde Bir Maneviyat

Bir toplumun gidişatını anlamak için, öncelikle kıyafetlerin ötesinde, bu kıyafetlere atfedilen anlamlara bakmak gerekir. Zira bazı kavramlar yalnızca fiziksel bir nesne olmanın çok ötesinde bir derinliğe sahiptir; bayrak gibi, kefen gibi ve elbette tesettür gibi. Bugün yaşadığımız en acı meselelerden biri, tesettürün İslam’ın inşa ettiği ahlak kalesinden çıkarılarak moda dünyasının raflarına yerleştirilmesidir. Bir zamanlar Allah’a teslimiyetin sembolü olan örtü, şimdi markalar arası bir yarışın parçası haline gelmiştir.

Birçok kişi, din denildiğinde ilk olarak “Kalbin temiz olsun yeter.” ifadesini duyuyor. Ancak, Allah’ın emirlerini konuşmaya başladığınızda, tesettür, namaz, haram ve helal konuları gündeme geldiğinde bu cümle hemen ortaya çıkıyor. Oysa insan sormadan edemiyor: Eğer kalbin temiz olması yeterliyse, Allah neden namazı emretti? Neden tesettürü farz kıldı? Neden haramları yasakladı? Kur’an’da “Kalbiniz temiz olsun, gerisi önemli değil.” diyen bir ayet yoktur. Aksine, Kur’an, temiz bir kalbin temiz ameller doğuracağını öğretir. Kalp, ağacın köküdür; ameller ise onun meyveleridir. Meyve vermeyen bir ağacın kökünün sağlam olduğunu iddia etmek ne kadar mantıklıyken, Allah’ın emirlerine sırt çeviren bir hayatın arkasına saklanıp “Ama benim kalbim temiz.” demek de o kadar mantıklıdır. Kalbin temizliği, Allah’ın emirlerine teslimiyetle ortaya çıkar.

“Kalbin temiz olsun yeter.” sözü, çoğu zaman nefsin Allah’ın emirlerinden kaçmak için kullandığı en rahat sığınaktır. Oysa Kur’an’ın mesajı çok farklıdır: “Önemli olan kime kulluk ettiğindir.” İşte burada tartışmalar başlıyor.

Tesettür, yalnızca bir kumaş meselesi değil, aynı zamanda takva ile başlar. Rabbimiz, “Ey Âdemoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise indirdik. Takvâ elbisesi ise daha hayırlıdır.” (A’râf, 26) buyuruyor. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, Allah’ın sadece örtüden değil, örtünün ruhundan ve takvadan bahsetmesidir. Yani mesele yalnızca bedeni örtmek değil, aynı zamanda nefsin dizginlenmesi, bakışların korunması ve dilin muhafaza edilmesidir. Günümüzde birçok insan tesettürün fiziksel boyutunu tartışırken, takvasını, ruhunu ve ahlakını göz ardı ediyor. İçinde anlam kalmamış bir tesettür, kabuğu kalmış bir meyve gibidir; dış görünüş vardır ama ruh yoktur.

Kur’an’ın dikkat çekici emirlerinden biri de önce erkeğe, ardından kadına hitap etmesidir: “Mümin erkeklere söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar.” (Nûr, 30) ve “Mümin kadınlara da söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar.” (Nûr, 31). Demek ki tesettür, yalnızca başörtüsü ile başlamıyor; göz kapaklarında başlıyor. Gözünü haramdan sakınmayan birinin iffet üzerine konuşması ne kadar anlamlıdır? Kalbi her türlü kirli görüntüyle doldurup ahlak nutukları atmak samimiyet midir? Tesettür, sadece başın örtülmesi değil, şehvetin dizginlenmesi ve ahlakın güzelleşmesidir.

Günümüzde yaşadığımız en büyük çelişkilerden biri, Allah Resûlü’nün asırlar önce haber verdiği “giyinmiş çıplaklar” manzarasının gözler önünde gerçekleşmesidir. Üzerinde kumaş olan, ama mahremiyeti kaybetmiş; örtü olan, ama haya taşımayan; tesettür etiketi bulunan, ama ruhu olmayan pek çok insan var. Vücut hatlarını sergileyen dar kıyafetler, dikkat çekmek için tasarlanmış kombinler ve teşhir üzerine kurulu sosyal medya hesapları, “tesettür modası” adı altında sunuluyor. Bu noktada insan kendine sormalı: Tesettür dikkat çekmek için mi vardır, yoksa dikkat çekmemek için mi? Tesettür, teşhir için mi, mahremiyeti korumak için mi? Bu sorulara dürüst cevap vermeden meseleyi anlayamayız.

Mahremiyet anlayışı da günümüzde ciddi bir saldırı altındadır. Eskiden ev ile sokak arasında, yatak odası ile kamusal alan arasında belirli sınırlar vardı. Ancak bu sınırlar giderek ortadan kalkıyor; yatak odasında giyilmesi gereken kıyafetlerle sokaklarda dolaşılmaya başlanıyor. Mahrem olan teşhir ediliyor, özel olan pazarlanıyor ve gizli kalması gereken şeyler sergileniyor. Modern kültür, insana “Ne kadar görünürsen o kadar değerlisin.” mesajını verirken, İslam bunun tam tersini savunuyor: “Ne kadar takvalıysan o kadar değerlisin.” Biri nefsin arzularını beslerken, diğeri ruhu besliyor.

Sonuç olarak, artık kabul etmemiz gereken bir gerçek var: Tesettür yalnızca bir kıyafet meselesi değildir. O, bir yaşam tarzı, bir ahlak sistemi ve bir kulluk bilincidir. Konuşmalarımızda, bakışlarımızda, sosyal medya kullanımımızda, ticaretimizde ve aile hayatımızda tesettür olmalıdır. Çünkü tesettür, gardıropta değil, şahsiyette başlar. Bugün ihtiyacımız olan şey, vitrinlerde satılan yeni bir tesettür modeli değil, yeniden takva elbisesini kuşanmaktır. Takva gidince örtü şekle dönüşür, haya gidince tesettür modaya dönüşür, ruh gidince geriye yalnızca kumaş kalır. Unutmayalım ki önemli olan, tesettürlü bir hayat yaşayabilmektir. “Takvâ elbisesi ise daha hayırlıdır.” (A’râf, 26) buyuran Rabbimiz, hepimize takvâ elbisesini kuşanmayı, hayâ ile yaşamayı ve rızasına uygun bir hayat sürmeyi nasip etsin. Âmin.

Kadir Bekil

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu