Yapay Zeka Veri Merkezlerinin Su Tüketimi Sağlık Riskleri Taşıyor
Yapay zeka veri merkezlerinin artan su ihtiyacı, halk sağlığı için tehdit oluşturuyor. Su kıtlığı ve sağlık sorunları arasındaki bağlantılar inceleniyor.
Omar Shabana’nın al Jazeera’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber için tercüme edilmiştir.
Yapay zeka (YZ) terimi, günümüzde yalnızca bir ekonomik tehdit değil, aynı zamanda halk sağlığı açısından da önemli riskler barındırdığını giderek daha fazla anlamaya başlıyoruz. Veri merkezlerinin temiz suya olan büyük ihtiyacı, çevrelerinde sanitasyon sorunlarına yol açabilir ve bu durum, gastrointestinal hastalıkların artmasına neden olarak yerel sağlık sistemleri üzerinde ek bir yük oluşturabilir.
Yapay zeka uygulamaları, gün geçtikçe daha fazla enerji tüketirken, suya olan bağımlılıkları da artmaktadır. Üretken yapay zeka, metin, fotoğraf ve kod gibi içerikleri üretme yeteneğine sahiptir ve dünya genelinde milyonlarca insan tarafından kullanılmaktadır. Örneğin, yalnızca ChatGPT, bir günde yaklaşık bir milyar sorgu alarak büyük bir talep gördüğünü göstermektedir.
Ancak bu durum, yapay zekanın yalnızca yüzeyde görünen etkileridir. Google, Apple ve Microsoft gibi büyük teknoloji firmaları, yapay zekayı ana ürünlerine entegre ederek bu teknolojiyi yeni bir standart haline getiriyor. Alışverişten rezervasyon yapmaya kadar pek çok alanda yapay zeka kullanımı artarken, bu süreç daha fazla enerji tüketimi gerektirmektedir. Örneğin, yapay zeka destekli bir Google araması, standart bir aramadan 30 kat daha fazla enerji harcıyor.
Grafik İşlem Birimleri (GPU’lar), bu sorunun çözümünde önemli bir rol oynamaktadır. Bu çipler, enerji tüketimi yüksek ve ısı üreten yapılar olarak bilinir. GPU’lar, yapay zeka algoritmalarının gerçekleştirdiği karmaşık matematik işlemlerini paralel olarak işleyebilmekte, ancak tek bir çipin enerji tüketimi 700 watt’a kadar çıkabilmektedir. Bu, üç çipin bir ev tipi elektrikli fırınla benzer miktarda enerji harcayabileceği anlamına gelir.
Veri merkezlerinin ürettiği ısı, her gün yüz binlerce galon tatlı su ile soğutulmaktadır. Binlerce ısı üreten çipin istiflenmesi, basit bir fanın bu ısıyı dağıtmasını imkânsız hale getirir. Bu nedenle, aşırı ısınmayı önlemek için su, çiplerin arasına ve etrafına pompalanmaktadır. Birleşik Krallık Hükümeti Dijital Sürdürülebilirlik İttifakı’nın raporuna göre, yapay zeka 2027 yılına kadar küresel su kullanımını 1,1 milyar metreküpten 6,6 milyar metreküpe çıkarabilir.
Bazı firmalar soğutma için deniz suyu kullanmayı deniyor, ancak birçok veri merkezi hâlâ tatlı su kullanmaktadır. Su geri dönüşümü bir seçenek olsa da, bu da basit bir çözüm değildir. Bazı şirketler, toplam su tüketimini azaltmak için kapalı devre sistemleri kullanmaktadır. Ancak bu sistemlerde biriken toz ve mineraller zamanla su kalitesini olumsuz etkileyebilir.
Veri merkezlerinin su ihtiyacının halk sağlığı üzerindeki etkileri oldukça ciddidir. Su kıtlığı olan bölgelerde kurulan veri merkezleri, kirliliğin artmasına ve sağlık hizmetleri üzerindeki yükün hızla artmasına neden olabilir. 2023 yılında Microsoft, su çekimlerinin yüzde 41’inin su stresi yaşayan bölgelerden yapıldığını bildirmiştir. Google ise su tüketiminin yüzde 15’inin su kıtlığının yüksek olduğu bölgelerde gerçekleştiğini belirtmiştir.
Su kıtlığı, enfeksiyonlar, yetersiz beslenme ve hijyen sorunları ile ilişkilidir. Çoğu zaman, veri merkezlerinin kurulacağı yerler zaten yoksul bölgelerde planlanmaktadır. Bu durum, yerel halkın temiz suya erişiminin azalmasına ve hijyen standartlarının düşmesine yol açmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü, güvenli içme suyu ve yetersiz sanitasyonun kolera gibi hastalıkların yayılmasına neden olduğunu belirtmektedir. Su kıtlığı ile ilişkili hastalıkların çoğu insandan insana bulaşabilir ve bu da yerel bulaşma riskini artırmaktadır.
Çocuklar, bu tür sağlık sorunlarından en fazla etkilenen gruptur. İshal hastalıklarının küresel yükünün yüzde 84’ü beş yaşın altındaki çocuklar tarafından taşınmaktadır ve bu hastalıklar, çocukların bilişsel gelişimini olumsuz etkileyebilir.
Yapay zeka veri merkezlerinin su kaynaklarını tükettiği ve su erişimi yetersiz olan toplulukların sağlık sorunları açısından daha yüksek risk taşıdığı bilinmektedir. Ancak, bu merkezlerin doğrudan gastrointestinal hastalıklara neden olduğunu söylemek için henüz erken. Yine de, bu risklerin ciddiyeti göz ardı edilemez. Hükümetlerin, bu tür sorunların önüne geçmek için harekete geçmesi gerekmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri’nde, Georgia eyaletindeki Newton County’de Meta’nın kurduğu bir veri merkezi, bölge sakinlerinin musluklarından çıkan suyun renginin değiştiğini ve tortu ile dolduğunu bildirmesine neden oldu. Fayette County’de de benzer şikayetler yaşanmakta ve bu durum, veri merkezi inşaatıyla ilişkilendirilmektedir. Kaliforniya’daki Bayview-Hunters Point bölgesinde planlanan bir veri merkezi, zaten kirli olan bir toplulukta çevresel yüklerin artmasına yol açmaktadır. Bu bölgelerdeki nüfusun büyük çoğunluğu Siyah ve Afrikalı Amerikalılardan oluşmakta ve bu durum çevresel adalet konusundaki endişeleri artırmaktadır.
Biriken kirleticiler, akut hastalıklardan kanser gibi kronik hastalıklara kadar çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilir. Mikrobiyal kontaminasyon, zehirlenmelere neden olurken, kimyasal kalıntılar uzun vadeli sağlık sorunları yaratabilir.
Afrika’da, Nijerya, Mısır ve Güney Afrika gibi ülkelerde veri merkezleri kurulması planlanırken, bu merkezlerin çevresel etkilerinin kimler tarafından üstlenileceği ve etkilenen toplulukların yeterli koruma alıp almayacağı soruları gündeme gelmektedir. Bu ülkelerdeki zayıf düzenleyici denetimler, sorunun belirsizleşmesine neden olmaktadır.
Su kaynaklarının sadece veri merkezleri için değil, enerji santralleri ve elektronik bileşenlerin üretimi için de gerekli olduğu unutulmamalıdır. Birçok şirket, sürdürülebilirlik hedefleri koymakta, bazıları ise “net su üreticisi” olmayı iddia etmektedir. Ancak bu hedeflerin gerçekleştirilip gerçekleştirilmeyeceği belirsizdir. Zengin bölgelerdeki su kaynaklarının tüketilmesi, yerel halkı olumsuz etkilemektedir.
Hükümetler, yapay zekanın yaygınlaşması ve veri merkezi inşaatının hızına ayak uydurmalı ve halk sağlığını korumak için önleyici politikalar geliştirmelidir. Sağlıklı bir nüfus, ekonomik gelişimi desteklerken, su güvenliğini sağlamak ve çevresel felaketleri önlemek, toplumsal bir sorumluluktur. Bu, su kullanımı konusunda şeffaflık ve sürdürülebilir yönetim için anlamlı standartların uygulanmasıyla başlar. Kısa vadeli yararların ötesinde, insan refahını önceliklendiren düzenlemelere ihtiyaç vardır.




