Washington ile Tahran Arasında Yeni Bir Ortadoğu Düzeni Mi Kuruluyor?
Washington ve Tahran arasındaki yeni diplomatik gelişmeler, Ortadoğu’da barış ve yeniden yapılanma sürecini şekillendiriyor.
Ortadoğu’da son dört aydır süregelen çatışmaların ardından, İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkilerin yanı sıra bölgedeki güç dengelerinin de yeniden şekillenebileceği bir diplomatik tablo ortaya çıkmıştır. İran basınına sızan 14 maddelik bir mutabakat taslağı ve Washington’dan gelen açıklamalar, tarafların daha önce hiç olmadığı kadar kapsamlı bir uzlaşıya yaklaştığını göstermektedir. Bu metin, yalnızca bir ateşkes ya da nükleer anlaşma taslağı değil; aynı zamanda savaş sonrası Ortadoğu’nun siyasi, ekonomik ve güvenlik mimarisini yeniden tanımlamayı amaçlayan geniş kapsamlı bir yol haritası niteliğindedir.
Şubat ayının sonlarında başlayan ve İran, İsrail, ABD ile bölgedeki müttefik aktörleri doğrudan karşı karşıya getiren kriz, yüz günü aşkın bir süre boyunca küresel enerji piyasalarını, uluslararası ticaret rotalarını ve bölgesel güvenlik dengelerini derinden etkilemiştir. Taraflar askeri olarak birbirlerini yıpratırken, diplomatik kanallar hiçbir zaman tamamen kapanmamıştır. Katar, Pakistan, Umman ve bazı Avrupa ülkelerinin yürüttüğü arka kapı diplomasisi, bugün gelinen noktada tarafları masada buluşturan temel unsur olarak öne çıkmaktadır.
Diplomatik kaynaklara göre, müzakere süreci son haftalarda olağanüstü bir hız kazanmıştır. Özellikle savaşın ekonomik maliyetinin hem Washington hem de Tahran açısından sürdürülemez seviyelere ulaşması, tarafları siyasi risk almaya zorlamıştır. ABD yönetimi, uzun süreli bir bölgesel savaşın küresel ekonomiye vereceği zararları hesaplarken, İran yönetimi de yıllardır devam eden yaptırımların üzerine eklenen savaş maliyetlerinin ülke ekonomisini daha fazla taşıyamayacağını görmüştür.
Hürmüz Boğazı Üzerinden Yazılan Yeni Denklem
Taslak metnin en dikkat çekici maddelerinden biri, ABD’nin İran’a yönelik deniz ablukasını otuz gün içerisinde kaldırmasını öngörmektedir. Bu madde, ilk bakışta teknik bir düzenleme gibi görünse de aslında anlaşmanın merkezindeki jeostratejik unsurlardan birini oluşturmaktadır.
Hürmüz Boğazı, yalnızca İran’ın değil, küresel enerji sisteminin de kalbi konumundadır. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık üçte biri ve sıvılaştırılmış doğal gaz sevkiyatının önemli bir kısmı bu dar su yolundan geçmektedir. Savaş süresince bölgede oluşan güvenlik riski nedeniyle sigorta maliyetleri yükselirken, enerji fiyatlarında da ciddi dalgalanmalar yaşanmıştır.
Fransız enerji kuruluşlarının son raporlarında, Hürmüz üzerindeki risklerin azalmasının yalnızca petrol fiyatlarını değil, küresel enflasyon baskısını da hafifletebileceği belirtilmektedir. Avrupa Birliği açısından bu gelişme, Rusya-Ukrayna savaşı sonrası oluşan enerji kırılganlığının azaltılması anlamına gelmektedir.
Yaptırımların Kaldırılması Neden Bu Kadar Kritik?
Taslak anlaşma kapsamında İran’ın petrol ve petrokimya ihracatına yönelik Amerikan yaptırımlarının askıya alınması planlanmaktadır. Bu madde, İran açısından askeri ateşkesten bile daha önemli görülmektedir.
İran ekonomisi son on yılın büyük bölümünü yaptırımlar altında geçirmiştir. Petrol gelirlerindeki düşüş, yabancı yatırım eksikliği, bankacılık sistemine getirilen kısıtlamalar ve kronik yüksek enflasyon, ülke ekonomisini ciddi şekilde zayıflatmıştır.
Diplomatik çevrelerde yapılan değerlendirmelere göre, Tahran yönetimi için anlaşmanın başarısı, askeri sonuçlarından çok ekonomik sonuçlarıyla ölçülecektir. Bu nedenle, yaptırımların kaldırılması sürecinin anlaşmanın en hassas başlığı olduğu belirtilmektedir.
24 Milyar Doların Siyasi Anlamı
Taslak metinde yer alan 24 milyar dolarlık dondurulmuş İran fonunun serbest bırakılması maddesi, yalnızca ekonomik değil aynı zamanda siyasi bir anlam taşımaktadır.
İranlı müzakereciler, Washington’un samimiyetinin ancak somut ekonomik adımlarla test edilebileceğini savunmaktadır. Bu nedenle, fonların yarısının nihai görüşmeler başlamadan önce serbest bırakılması şartı, Tahran’ın temel taleplerinden biri olarak öne çıkmaktadır.
Uzmanlara göre, bu para İran ekonomisini kurtarmaya yetmeyecek olsa da piyasalar üzerinde psikolojik etki yaratabilir ve hükümete kısa vadede hareket alanı sağlayabilir.
Nükleer Dosyada Yeni Bir Formül
Washington ile Tahran arasındaki temel anlaşmazlık başlığı olan nükleer program da taslağın merkezinde yer almaktadır. Anlaşma, altmış günlük yoğun bir müzakere süreci öngörmektedir.
ABD tarafı, İran’ın nükleer silah geliştirmeyeceğine dair bağlayıcı ve denetlenebilir güvenceler talep etmektedir. İran ise nükleer faaliyetlerinin tamamen barışçıl amaçlarla yürütüldüğünü savunurken, ekonomik yaptırımların kalıcı biçimde kaldırılmasını istemektedir.
Dikkat çekici bir nokta ise İran’ın füze programının ve bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin görüşmelerin dışında tutulmasıdır. Bu durum, Tahran’ın müzakerelerde önemli bir diplomatik kazanım elde ettiği şeklinde yorumlanmaktadır.
Trump’ın Hesabı
ABD Başkanı Donald Trump’ın son açıklamaları, Washington’un anlaşmayı nasıl pazarlayacağını da ortaya koymaktadır.
Trump, İran’da rejim değişikliği hedeflemediğini açıkça ifade ederek önceki dönemlerden farklı bir yaklaşım sergilemiştir. Beyaz Saray çevrelerinde anlaşmanın “savaşmadan sonuç alma” modeli olarak sunulacağı değerlendirilmektedir.
Washington açısından hedef, İran’ın nükleer kapasitesini sınırlarken yeni bir büyük kara savaşına girmemek ve Amerikan kamuoyuna diplomatik başarı hikâyesi sunmaktır.
İran’da Asıl Savaş Şimdi Başlıyor
Ancak müzakere masasındaki ilerleme, İran iç siyasetindeki tartışmaları sona erdirmiş değildir. Tam tersine, anlaşma ihtimali güçlendikçe iç siyasi mücadele daha görünür hale gelmektedir.
Tahran, Kum ve Meşhed gibi birçok kentte muhafazakâr çevreler anlaşmaya karşı gösteriler düzenlemiştir. Devrim Muhafızları’na yakın medya kuruluşları, savaş sırasında elde edilen kazanımların masada kaybedildiğini savunmaktadır.
Bazı muhafazakâr siyasetçiler, ABD ile yapılacak kapsamlı uzlaşmanın İran’ın ideolojik kimliğine zarar vereceğini ileri sürerken, daha pragmatik çevreler ülkenin ekonomik gerçeklerinin artık farklı bir yaklaşımı zorunlu kıldığını düşünmektedir.
Hamaney Sonrası Dönemin İlk Büyük Sınavı
Anlaşmaya yönelik tartışmalar aynı zamanda İran’daki güç yapısına ilişkin yeni bir gerçeği de ortaya çıkarmaktadır. Nihai kararın yalnızca hükümet tarafından değil, ülkenin üst düzey güvenlik ve siyasi kurumları tarafından verileceği görülmektedir.
Diplomatik kaynaklar, ortaya çıkan tablonun İran’ın yeni dönemde nasıl yönetileceğine ilişkin önemli ipuçları verdiğini değerlendirmektedir. Bu nedenle, anlaşma yalnızca dış politika değil, İran’ın iç siyasi dengeleri açısından da tarihi önem taşımaktadır.
İsrail Faktörü ve Sabotaj Endişesi
Müzakerelerin son aşamasında İsrail faktörü yeniden ön plana çıkmıştır. Son günlerde Beyrut’un güneyinde yaşanan gelişmeler ve Lübnan sahasındaki askeri hareketlilik, diplomatik çevrelerde dikkatle takip edilmektedir.
Birçok bölgesel gözlemci, İsrail’in İran ile ABD arasında oluşabilecek kapsamlı bir uzlaşıya stratejik kuşkuyla baktığını düşünmektedir. Çünkü böyle bir anlaşma, son yıllarda bölgesel güvenlik denkleminde oluşan birçok parametreyi değiştirebilir.
Bu nedenle, müzakere sürecinin en kırılgan noktalarından biri, sahada yaşanabilecek yeni askeri gelişmeler olarak görülmektedir.
300 Milyar Dolarlık Barışın Gerçek Anlamı
Taslakta yer alan 300 milyar dolarlık yeniden yapılanma planı, aslında savaş sonrası dönemin siyasi felsefesini ortaya koymaktadır.
Bu madde yalnızca ekonomik yardım anlamına gelmemekte; aynı zamanda İran’ın küresel ekonomik sisteme yeniden entegrasyonunu ve uzun yıllar süren izolasyon döneminin sona ermesini hedeflemektedir.
Avrupalı diplomatik kaynaklar, bu yaklaşımın bazı yönleriyle İkinci Dünya Savaşı sonrasında uygulanan Marshall Planı’nı hatırlattığını belirtmektedir.
Yeni Ortadoğu’nun Eşiğinde
Bugün gelinen noktada Washington ile Tahran arasındaki görüşmeler, iki ülke arasındaki klasik bir diplomatik pazarlığın çok ötesine geçmiştir. Masada yalnızca nükleer program veya yaptırımlar değil; enerji güvenliği, bölgesel savaşların geleceği, İran’ın ekonomik dönüşümü ve Ortadoğu’nun yeni güç dengeleri bulunmaktadır.
Bu nedenle imzalanması beklenen mutabakat, yalnızca bir anlaşma olarak değil, savaş sonrası dönemin ilk büyük jeopolitik yeniden yapılanma projesi olarak değerlendirilmektedir. Ancak tarih, Ortadoğu’da hiçbir anlaşmanın imzalanana kadar kesinleşmediğini ve imzalandıktan sonra da kalıcılığının garanti olmadığını defalarca göstermiştir. Bu nedenle Washington ile Tahran arasındaki barışın gerçek sınavı, mürekkep kuruduktan sonra başlayacaktır.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kerkük Valisi Mehmet Seman Ağa’nın babası Seman Kenan Ağa’nın vefatı dolayısıyla aileye taziyelerini iletmiştir. (AA)




