Düşüncenin İslamileşmesi ve Eylemin İslamileşmesi Üzerine
Düşüncenin ve eylemin İslamileşmesi, birey ve toplum için nasıl bir dönüşüm süreci yaratıyor?
İslam düşüncesinin ve eyleminin derin bir dönüşüm sürecine girmesi, bilginin İslamileşmesi ile başlar. Düşüncenin İslamileşmesi, doğal olarak eylemin de İslamileşmesini getirir. İslam, yeni bir insan, toplum ve gelecek inşa etme hedefini bu bütünlük içinde gerçekleştirebilir. Eylemin İslamileşmesi, bireysel ve toplumsal boyutlarıyla ele alınmalıdır. Bireylerin tüm eylemleri, İslami referanslar doğrultusunda şekillenmeli ve toplumun eylemleri de aynı şekilde yönlendirilmelidir. Ancak bu kavram, yalnızca siyasal eylemlerle sınırlı kalmamalıdır; sosyal, ekonomik, sanatsal ve estetik boyutları da içermelidir. İslam, insan ve toplumla ilgili her alanda belirleyici bir din olarak, düşünce ve eylemin temel dinamiği olmalıdır.
Emperyalist güçler ve seküler anlayışlar, İslam’ın bütüncül bir şekilde ele alınmasından endişe duymaktadır. Bu nedenle, İslam’ı parçalara ayırarak toplumlara dayatmaya çalışmaktadırlar. Uzlaşmacı ve hümanist bir din anlayışının yaygınlaşmasını isteyen güçler, adalet ve haksızlık karşıtı bir İslam anlayışını manipüle ederek, medya aracılığıyla bu anlayışın sakıncalı olduğu imajını oluşturmayı hedeflemektedir. Batı dünyasında yaygın olan İslamofobi, bu gerçeklerin bir yansımasıdır. İslam toplumlarında ise, uzlaşmacı bir anlayışın gerçek din olarak sunulması için desteklenmektedir. Bu süreçte, entelektüel kesim üzerinde seküler düşüncenin öne çıkarılması amacıyla baskılar yapılmaktadır. Emperyalist ve seküler güçlerin bu çabaları, bilgi, düşünce ve eylemin İslamileşmesi disiplininin toplumsal kabul görmesini engellemeye yöneliktir. Ancak bu hedeflerine ulaşamayacaklardır; çünkü bu disiplinin oluşumu için gerekli zemin hazırlanmıştır ve zamanı gelmiştir.
Eylemin İslamileşmesinde temel referans Kur’an olmalıdır. İslami eylemlerin içeriği ve biçimi, Kur’an’da belirtilen ilke ve prensiplere uygun olmalıdır. Kur’an’dan alınan ana ilkelerle birlikte, sahih sünnetten de yararlanmak mümkündür. Bu kaynaklar belirlendikten sonra, modern çağın sorunlarına çözüm üretecek yeni bir fıkıh anlayışı geliştirmek gerekmektedir. Bu anlayış, emperyalizm ve seküler anlayışa karşı ilkesel bir duruş sergilemeli ve geleneksel ile modern ideolojilerden arınarak eylemin İslamileşmesini sağlamalıdır.
Birey için eylemin İslamileşmesi, hayatın her alanında Kur’an merkezli bir anlayışla hareket etme yeteneği olarak tanımlanabilir. Sosyal ilişkilerde, siyasal tercihlerde ve ekonomik faaliyetlerde bu anlayışla hareket etmek, bireyin eyleminin İslamileşmesidir. Birey, iyi bir örnek oluşturarak çevresindekilerin de düşünce ve eylemlerinin İslamileşmesi için çaba gösterecektir. Bu durum, bireyden topluma doğru bir İslami eylemsellik oluşturacaktır. Bireyin sergilediği örneklik, toplumun İslamileşmesine önemli katkılar sağlayacaktır.
Toplumun eylemlerinin İslamileşmesi, toplumda bilgi ve düşünce anlayışının İslami olmasına bağlıdır. Toplumun bilgi anlayışının İslami anlamda yenilenmesi, inşa sürecinin ilk adımı olmalıdır. Toplumsal düşüncenin İslami niteliği belirli bir seviyeye ulaştıktan sonra, toplumun eylem anlayışının da İslami olması kaçınılmazdır.
Toplumsal tepkilerin türü ve nedeni ne olursa olsun, ilke ve prensiplerin İslam merkezli olması için topluma sürekli olarak eylem ahlakı ve İslam’ın eylem anlayışı aşılanmalıdır. İslam medeniyeti, kitaba dayalı bir medeniyet anlayışına sahiptir. Toplum hayatıyla ilgili her meselede kitaba uymak zorunludur. Bu bağlamda, topluma kitaba tabi olmanın önemini anlatmak gerekmektedir.
Toplumsal itiraz ve karşı duruşların çerçevesi İslami kriterlerle belirlenmelidir. Bu noktada toplum, kendini iyi bir yerde konumlandırdığını göstermiştir. Yakın zamanda yaşanan darbe girişimine karşı net bir duruş sergileyen toplum, bu konuda olgunluğunu kanıtlamıştır. İslami çevreler, bu durumu değerlendirirken, toplumun istemediği bir yönetim anlayışının uygulanamayacağı gerçeğini göz önünde bulundurmalıdır. Bu aşamadan sonra, İslami çevreler, topluma İslami eylem ahlakı ve bilincini daha yoğun bir şekilde aşılamakla yükümlüdür.
Bilgi, düşünce ve eylemin İslamileşmesi, birbirini tamamlayan unsurlardır. Teorik tespitler, kitaba uygun olmalı; pratik yön ise ahlak ve adaletle örtüşmelidir. İslam, birey ve toplumun her iki dünyada da mutlu ve huzurlu olmasını hedefler. Bu hedefe ulaşmak, uzun ve yoğun bir çaba gerektirir. İslam medeniyetinin yeniden inşası, İslam kültürünün toplumlarda egemen olması ve İslam düşüncesinin yeniden canlanması, bu çağın Müslümanlarının temel sorumluluklarındandır. Bu hedefe yönelik atılan her adım, verilen her mücadele ve gösterilen her çaba değerlidir.
Yaşadığımız dönem, olayların ve gelişmelerin yoğun olduğu bir süreçtir ve Müslümanlar bu gelişmelerde nesne olarak yer almaktadır. Ancak bu, bizim kaderimiz değildir. Müslümanlar, hem kendi coğrafyalarında hem de dünya genelinde gelişmelere özne olmalıdır. Özne olmak için her alanda üretim yapmalı ve çok çalışmalıyız. Emek ve alın teri olmadan başarı mümkün değildir. Tarihin akışını değiştirmek ve çağın tanıkları olmak için bilgi, düşünce ve eylemin İslamiliğini birey ve toplum düzeyinde yaygınlaştırmalıyız. Umudumuzu kaybetmemeliyiz. Geleceğin dünyası İslam’ın renkleriyle şekillenecektir. Tüm güzelliklerin altında İslam’ın imzası olacak ve gelecek, İslam mührüyle mühürlenecektir.




