Cezayir-BAE ilişkileri neden kopma noktasına geldi?
Cezayir-BAE ilişkileri, yıllara yayılan gerilimlerin ardından koptu. Diplomatik krizin arka planında bölgesel rekabet ve güvenlik kaygıları bulunuyor.
Cezayir’in Birleşik Arap Emirlikleri’yle diplomatik ilişkilerini kesmesinin ardından, iki ülke arasındaki gerilimin arka planı tartışılmaya devam ediyor. Cezayir Dışişleri Bakanlığı, 10 Eylül 2026’da ilişkileri sürdürmek için başvurulabilecek yolların tükendiğini açıklarken Abu Dabi’yi provokatif ve düşmanca tutumunu artırmakla suçladı. Bakanlık, daha önce yapılan uyarıların dikkate alınmadığını ve söz konusu politikaların ciddi sonuçlar doğuracağı uyarısında bulunulduğunu bildirdi.
Cezayir Savunma Bakanlığı da kararın hemen ardından hava sahasını Birleşik Arap Emirlikleri tescilli sivil ve askeri uçaklara kapattı. Uygulamanın 11 Eylül 2026’dan itibaren gidiş ve dönüş uçuşlarını kapsadığı duyuruldu. Böylece Cezayir-BAE ilişkileri, diplomatik kopuşun yanı sıra doğrudan ulaşım kısıtlamasıyla da yeni bir aşamaya girdi.
Gerilim bir anda ortaya çıkmadı
El-Meyadin’de değerlendirmelerde bulunan Sabit el-Umur’a göre Cezayir’in kararı tek bir olayın sonucu değil. Yazar, yaklaşık altı yıl boyunca biriken rahatsızlığın; dış politika önceliklerindeki ayrışma, karşılıklı güvensizlik ve Cezayir’in içişlerine müdahale edildiği yönündeki endişelerle derinleştiğini belirtiyor.
Cezayir’in Şubat 2026’da, 2013 yılında BAE ile imzalanan hava taşımacılığı anlaşmasını iptal etmesi de bu çerçevede bir uyarı olarak değerlendiriliyor. Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun’un Temmuz 2026’da Körfez’deki bir ülkeyi doğrudan isim vermeden eleştirmesi de gerilimin boyutuna işaret etti. Tebbun, söz konusu ülkenin küçük olmasına rağmen etkisinin olumsuz olduğunu ve bulunduğu yerlerde kan döküldüğünü savundu.
İki ülke arasındaki diplomatik temasların zayıfladığına ilişkin başka göstergeler de bulunuyor. Cezayir, Aralık 2025’te görev süresi sona eren Büyükelçi Ömer Fritah’ın yerine Abu Dabi’ye yeni bir büyükelçi atamadı. Ayrıca Tebbun’un Riyad ziyaretinin ardından Mart 2022’de Katar ve Kuveyt’i kapsayan Körfez turunda BAE’ye gitmemesi dikkat çekti.
Cezayir basınında da Abu Dabi’nin bölgesel politikalarına yönelik eleştiriler arttı. El-Haber gazetesi, BAE ile İsrail yönetimini Yemen, Suriye, Lübnan, Sudan, Mali ve Nijer’de kendilerine karşı çıkan ülkelere yönelik istikrarsızlaştırıcı faaliyetler yürütmekle suçlayan bir manşet yayımladı.
Uyuşmazlığın temel başlıkları
El-Umur’un değerlendirmesine göre sorun yalnızca siyasi görüş ayrılıklarından ibaret değil. Cezayir, BAE’nin kendi uyarılarını görmezden geldiğini ve ülkenin egemenliği ile ulusal güvenlik hassasiyetlerini dikkate almadığını düşünüyor. Bu kapsamda Abu Dabi’nin Cezayir’in terör örgütü olarak kabul ettiği Kabiliya’nın Özerkliği Hareketi’ne destek verdiği iddiası, krizin başlıca unsurlarından biri olarak gösteriliyor.
Cezayir ayrıca yolsuzluk, kamu kaynaklarını kötüye kullanma ve zimmete para geçirme suçlamalarıyla ülkesinde aranan bazı kişilerin BAE’de barındırıldığını ileri sürüyor. Cezayir makamlarına göre bu kişilerin iade edilmemesi, iki ülke arasındaki güven sorununu daha da ağırlaştırdı.
Gerilimi büyüten bir diğer iddia ise uyuşturucu kaçakçılığı soruşturmalarıyla ilgili. Cezayir makamlarının ele geçirdiği bazı sevkiyatlarda 10,5 milyon uyuşturucu hap ve 33 kilogram kokain bulunduğu, soruşturmaların Dubai, Paris ve Fas’a uzanan bir şebekeye işaret ettiği öne sürülüyor. Cezayir yönetimi, İsrail’in desteğiyle BAE, Fransa ve Fas arasında kendisini hedef alan daha geniş bir ittifak oluşturulduğuna inanıyor.
Batı Sahra meselesi de Cezayir-BAE ilişkileri açısından önemli bir kırılma noktası oluşturuyor. Abu Dabi’nin Fas’ın tutumuna yaklaşması ve Ekim 2020’de Batı Sahra’nın Layun kentinde konsolosluk açması, Cezayir tarafından kabul edilemez bir adım ve ulusal güvenlik alanına müdahale olarak nitelendirildi. Cezayir, BAE ile Fas arasındaki yakınlaşmayı yalnızca ikili ilişkiler çerçevesinde değil, kendi siyasi ve güvenlik çıkarlarıyla çelişen daha geniş bir bölgesel işbirliğinin parçası olarak değerlendiriyor.
Tarafların Sahel ve Kuzey Afrika’daki bölgesel politikaları da birbirinden ayrılıyor. Cezayir, Mali, Nijer, Libya, Somali, Sudan, Moritanya ve Sahel’in diğer ülkelerini kendi stratejik çevresinin parçası kabul ederken BAE’nin bu coğrafyalarda etkisini artırmaya çalıştığını düşünüyor. Cezayir’e göre Abu Dabi’nin söz konusu ülkelerin iç süreçlerine müdahil olması, yalnızca dış politika farklılığı değil, aynı zamanda doğrudan ulusal güvenlik riski anlamına geliyor.
Libya’daki yaklaşım farkı bu ayrışmanın en belirgin örneklerinden biri. Cezayir, Trablus’taki tanınmış hükümeti destekleyen çizgisini korurken BAE, doğu Libya’daki güçlerin komutanı Halife Hafter’e destek veriyor. Bu farklı tutum, iki ülkenin bölgesel krizlere bakışındaki ayrılığı daha görünür hale getiriyor.
BAE’nin Afrika’daki politikalarına yönelik rahatsızlığın Cezayir’le sınırlı olmadığı da belirtiliyor. Sudan daha önce benzer gerekçelerle Abu Dabi ile ilişkilerini kesme kararı almıştı. Cibuti, Eritre ve Somali’deki hükümetler ile kamuoylarının da BAE’nin içişlerine müdahale ettiği yönündeki eleştiriler nedeniyle ilişkilerinde geri adım attığı ifade ediliyor.
Diplomatik kopuşun anlamı
Cezayir’in aldığı karar, Batı Sahra’dan Sahel’e uzanan bölgesel dosyalarda iki ülkenin karşıt pozisyonlarının ve içişlere müdahale iddialarının birikmiş sonucunu yansıtıyor. Cezayir yönetimi, BAE ile ilişkileri sürdürmek yerine egemenliğini, ulusal güvenliğini ve bölgesel nüfuz alanını korumayı tercih etti. Kararın ülkedeki iktidar ve muhalefet çevrelerinde destek ve memnuniyetle karşılandığı, siyasi aktörler arasında geniş bir uzlaşma oluştuğu aktarılıyor.




