Kendimize Dönmemiz Gereken Zamanlar

İnsan, kalbine yabancılaşarak yaşamının anlamını kaybediyor. Kendimize dönme zamanı geldi.

Kendimize Dönmemiz Gereken Zamanlar

İnsan, bazen öyle bir yaşamın içine dalıyor ki, çevresindekileri görebiliyor ama kendisini unutuyor. Herkesin sorunlarına hakim, hayatlarını takip eden biri haline geliyor. Ancak kendi kalbinin durumunu sorgulamayı ihmal ediyor.

Ne zamandır kendimize dönmedik?

Belki de bu durum, yorgunluğumuzun asıl kaynağı. Zira bedenimiz yorgun düştüğünde dinlenmek kolaydır; uyur, uzaklaşır ve toparlanırız. Ama kalbimiz yorgun düştüğünde ne yapmalıyız? İşte bu daha zor bir sorudur.

Kur’an-ı Kerim, insanın iç dünyasına bakmasını teşvik eder:

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes yarın için ne hazırladığına baksın.”

(Haşr, 59/18)

“Yarın için ne hazırladın?” sorusu, yalnızca eylemlerimizi değil, kim olduğumuzu da sorgulamamıza neden olur. Kalbimizde ne biriktiriyoruz? Kin mi, kırgınlık mı, kibir mi, haset mi? Yoksa merhamet, sabır, şükür ve Allah sevgisi mi?

Kalbin Yüzdeki Yansıması

İnsanın yüzüne baktığımızda bedeninin yorgunluğunu anlayabiliriz. Ancak kalbin yorgunluğu her zaman yüzümüzde görünmez. Bazen insanlar güler, konuşur ve kalabalıklar içinde yer alır. Hatta herkese “İyiyim.” der. Fakat gecenin sessizliğinde içe döndüğünde, içinde tarif edemediği bir boşluk hisseder. Çünkü kalp, kendisine ait olmayan şeylerle doyurulamaz.

Kur’an, bu boşluğun ilacını açıkça belirtir:

“Bilesiniz ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.”

(Ra‘d, 13/28)

Biz ise huzuru başka yerlerde arıyoruz; daha fazla para, daha çok itibar, daha fazla takipçi, daha büyük ev, daha güzel araba, daha çok beğeni, daha fazla ilgi… Fakat sahip olduklarımız arttıkça huzurumuz da aynı oranda artmıyor. Çünkü kalbin boşluğunu dünya ile doldurmaya çalışıyoruz.

Kendimize Yabancılaşma Sorunu

Belki de çağımızın en büyük sorunlarından biri, insanların kendilerine yabancılaşmasıdır. Ne istediklerini bilmiyor, neden yaşadıklarını unutuyor ve nereye gittiğini düşünmüyorlar. Başkalarının hayatını değerlendirerek kendi hayatlarını ölçüyorlar. Başkalarının takdirini beklerken, kendi vicdanlarının sesini susturuyorlar. Sonunda bir gün aynaya bakıp karşısındaki kişiyi tanımakta zorlanıyorlar.

Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurur:

“Ameller niyetlere göredir.”

(Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 1; Müslim, İmâre, 155)

Bu da demektir ki mesele yalnızca ne yaptığımız değil, niçin yaptığımızdır. Bir iyiliği neden yapıyoruz? Bir sözü neden söylüyoruz? Bir insanı neden kırıyoruz? Bir makamı neden istiyoruz? Bir tartışmada neden haklı çıkmak istiyoruz? İşte insanın gerçek yüzü, bu soruların cevaplarında gizlidir.

Kalbin Bozulması Hayatı Etkiler

Resûlullah (sav), kalbin insan hayatındaki önemini şöyle ifade eder:

“Dikkat edin! Bedende bir et parçası vardır. O iyi olursa bütün beden iyi olur; o bozulursa bütün beden bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.”

(Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107)

Kalp, insanın görünmeyen merkezidir. Dil oradan beslenir, davranış oradan şekillenir, merhamet oradan doğar, vicdan orada konuşur, iyilik orada filizlenir ve kötülük de orada büyür. Bu nedenle insan önce evini değil, kalbini temizlemelidir.

Önce başkalarının kusurlarına değil, kendi kusurlarına bakmalı ve önce kendi hesabını düşünmelidir. Çünkü ölüm geldiğinde, bize sorulacak olan başkalarının hayatını ne kadar iyi analiz ettiğimiz değil, kendi hayatımızı nasıl yaşadığımızdır.

Kendimize Dönme Zamanı

Belki de bu hafta biraz durmalıyız. Telefonu bir kenara bırakıp, kalabalıktan uzaklaşıp, sessiz bir köşede kendimize şu soruyu sormalıyız:

“Ben nereye gidiyorum?”

Ardından bir başka soru:

“Allah benden razı mı?”

Ve belki en zor soru:

“Ben, olduğumu sandığım insan mıyım gerçekten?”

Cevaplarımız canımızı acıtabilir. Ancak bazen insanın iyileşmesi için önce yarasını görmesi gerekir. Kur’an-ı Kerim şöyle buyurur:

“Nefsini arındıran gerçekten kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere gömen ise ziyan etmiştir.”

(Şems, 91/9-10)

Dolayısıyla insanın en büyük mücadelesi başkalarıyla değil, kendi nefsiyle olmalıdır. Kendimize yeniden dönmeliyiz, kırdığımız gönülleri hatırlamalıyız, hakkını yediğimiz insanları düşünmeliyiz, özür dilememiz gerekenlerden özür dilemeliyiz ve unuttuğumuz dualara yeniden sarılmalıyız. Secdeyi yeniden hatırlamalıyız. Çünkü bazen huzuru aramak, dünyanın bir köşesinde değil; Rabbine döndüğün bir secdede saklıdır.

Dönüş Kapısı Her Zaman Açık

Ne kadar uzaklaşmış olursak olalım, dönüş kapısı asla kapanmaz. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları bağışlar.”

(Zümer, 39/53)

Ne büyük bir müjde! Demek ki insanın geçmişi ne kadar ağır olursa olsun, geleceği Allah’ın rahmetiyle yeniden başlayabilir. Yeter ki insan kendisine, kalbine ve Rabbine dönsün. Belki de ihtiyacımız olan yeni bir hayat değil; Aynı hayatın içinde yeniden insan olabilmektir.

Çünkü insan, bazen dünyayı değiştirmeye çalışırken kendi kalbini unutuyor. Oysa asıl değişim içeride başlar. Bir kalp değişirse, bir aile değişir; bir aile değişirse, bir toplum değişir; bir toplum değişirse, dünya değişir. Ve belki bugün kendimize yapabileceğimiz en büyük iyilik, biraz susmak, biraz düşünmek ve biraz istiğfar etmektir.

Sonrasında kalbimize sormalıyız:

“Ey kalbim, seni dünyaya mı verdim; yoksa seni Rabbine mi emanet ettim?”

Çünkü insan en çok başkalarına değil, kendi kalbine yabancılaştığında kayboluyor.

Ve insanın kendisine yapacağı en güzel yolculuk da yine oradan başlıyor: Kalbine dönmekten, Rabbine dönmekten…

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu