Çerçeve Yasası ve Siyasi Gelişmeler Üzerine Değerlendirme

Çerçeve Yasası’nın siyasi etkileri ve partiler arası tartışmalar üzerine derinlemesine bir analiz.

Siyasi ortamımız, beklenmedik bir şekilde büyük bir sarsıntı yaşadı. Devlet Bahçeli tarafından parlamentoda gündeme getirilen ve tarihsel olarak önemli bir yere sahip olan bu yasa tasarısı, hafta başında yapılan oylama ile birlikte siyasi iklimimizi derinden etkiledi.

AKP-MHP ve DEM koalisyonu, Kılıçdaroğlu’nun da desteğiyle, 468 “Evet” oyu alarak istediklerini elde etmiş görünüyor. Ancak bu karara destek veren milletvekillerinin, 2023 seçimlerinde halka “Bunlar teröristleri serbest bırakacaklar”</em şeklinde propaganda yapmış olmaları dikkat çekici bir çelişki oluşturuyor.

İlk bakışta, YENİ Parti bu oylamadan en büyük zararı gören siyasi oluşum gibi görünüyor. 91 milletvekilinin 54’ü “Hayır”</em oyu vermiş olsa da, genel başkan Özgür Özel ve yönetim kadrosunun çoğunun “Evet”</em demesi, Atatürkçü çevrelerde büyük bir hayal kırıklığına yol açtı. Bu durum, YENİ Parti’nin halk nezdindeki itibarını ciddi şekilde zedeledi. Şehit annelerinin gözyaşları ve gazilerin acıları, bu durumu daha da derinleştiriyor. Ayrıca, partiye verilen maddi destek de azalacak; üye olmayı bekleyen birçok kişi kararsızlık içinde kalacak.

YENİ Parti milletvekillerinin tamamı tasarıya karşı çıksaydı, Güneydoğu’da, Kürt kökenli vatandaşlar arasında “Bu parti barışa karşı”</em eleştirileriyle karşılaşacaklarını tahmin edebiliyoruz. İktidarın bu durumu cumhurbaşkanlığı seçimlerinde nasıl kullanabileceği de bilinmekte. Özel’in bu ortamda herkesi tatmin etmesi pek mümkün görünmüyor. Ancak Kılıçdaroğlu’nun partide pasifize ettiği deneyimli Atatürkçü isimleri Özel’in yönetim kadrosuna yeterince dahil etmemesi, son iki yıl içinde kendisi açısından büyük bir eksiklik olarak değerlendiriliyor.

CHP’de oylamaya katılan 29 milletvekilinin 27’sinin iktidar koalisyonuyla birlikte hareket etmesi, sürpriz olmadı. Kılıçdaroğlu’nun ana mücadelesinin Atatürkçü Cumhuriyet ile olduğu son üç yılda daha iyi anlaşıldı. Bu durum, Özel ve partisi için ciddi bir sorun teşkil ediyor. Roket gibi yükselen yeni siyasi oluşum, şimdi acı gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalacak. Özgür Özel, iktidara yürüyüşünün ilk aşamasının sona erdiğini ve artık tehlikeli bir süreçte olduğunu görecektir.

Özel’in topluma sunduğu gerekçeler arasında, siyasi mahkûmların serbest bırakılmasına engel olmak ve silahların sonsuza dek susacağı bir ortamda karşı durmak istememesi yer alıyor. SHP döneminden bu yana sosyal demokrasinin Kürt kökenli siyasetçilerle diyalog kurmasının önündeki engelleri aşmak istemediği düşünülüyor.

YENİ Parti’nin tüm milletvekilleri ret oyu verseydi de sonuç değişmeyecekti. Ancak parti, ana sorumlu gibi gösterildi. “Hayır”</em oyu veren merkez sağ kesim zaten öfkeli, Atatürkçüler ise büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor. İYİ Parti ise ulus-devlet anlayışının yok edildiğini ve yasanın Sevr Antlaşması ile ilişkisini hatırlatıyor. İYİ Parti milletvekili Ayyüce Türkeş’in gerek komisyon masasında gerekse Meclis oturumundaki sözleri dikkate değer.

“Barış istiyorum”</em diyen herkes haklı. Ancak barışın ne pahasına sağlandığı önemlidir. Atatürkçülüğe göre barışa ulaşma yolu, Cumhuriyetin temel değerlerini hiçe sayan bir yaklaşım olamaz. Baykal döneminden bu yana CHP, ne yazık ki İkinci Cumhuriyetçi veya ılımlı İslamcı bakışların etkisinde kaldı ve Atatürk milliyetçiliğine mesafeli durdu.

Erdoğan’ın halktan bahsederken Türk-Kürt-Arap ayrımlarına değinmesi, Türk milletinin çeşitli etnik kökenlerden oluştuğunu göz ardı ediyor. Lazlar, Çerkesler, Arnavutlar, Abhazlar, Romanlar, Süryaniler, Museviler, Rumlar… Hepsi ayrı bir konfederasyon mu aramalı? Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkına Türk milleti denir” sözü, ülkeyi etnik temellere ayırmaya çalışanların mantığıyla çelişiyor. Pandora’nın kutusu açılırsa, yerel yönetimlere özerklik talepleri gündeme gelebilir. Ümit Özdağ’ın “Türkiye Yugoslavyalaştırılmak veya Lübnanlaştırılmak isteniyor”</em

Bu yasa, adeta oldubittiye getirilmiş durumda. Komisyon tartışmaları gizlendi, birçok milletvekili oylama hakkında son ana kadar bilgi sahibi olamadı. Oylamadan önce Sanatçılar Girişimi olarak “Cumhuriyetimizin temel değerleriyle; ülkemizin bağımsızlığı, toprak bütünlüğü, milletimizin ve halkın yüzlerce yıllık çözülmez kardeşliğiyle ilgili yaşamsal önemde bir konunun, itiraz edilmez barış kavramı sos olarak kullanılıp oldu bittiye getirilmek istenmesi kabul edilemez” şeklinde bir açıklama yaptık. Bu yasanın referanduma götürülmesi gerektiğini vurguladık.

İki yıldır yazdığım gibi, bu yasa girişimi DEM milletvekillerinin desteği ve belki de oylarının Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesi ihtiyacından doğdu. Bu durum, şatafatlı “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi” adı altında bir demokrasi arayışı değil. Son üç yılda mahkemelerimizin ve cezaevlerimizin gündemine bakmak bunu açıkça gösteriyor.

Bu yasa ile iştahı kabaran iktidar bloku, geçmiş referandumlarda yaptığı gibi sahte demokrasi vaatleriyle yeni bir anayasa hazırlamak istiyor. Gerçekten merak ediyorum: Tek adam rejimi ile bu vaatlerin hayata geçtiğine inanan kaç kişi var aramızda? Hangi demokrasi, hangi barış, hangi özgürlük?

Son yıllarda anayasamızın bekçisi Anayasa Mahkemesi, bu yasanın anayasaya aykırı noktalarını ortaya koyacak mı? Bu itirazı kim dinleyecek? Bu da ayrı bir merak konusu.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu