Karabağ’da geçmişi canlı tutan siyasi ve medya çevreleri

Karabağ Zaferi sonrasında Güney Kafkasya’da değişen dengeler, barış süreci ve geçmiş çatışmayı yeniden gündeme taşıyan medya anlatıları inceleniyor.

Dr. Cavid Veliyev – Uluslararası İlişkiler ve Multikültüralizm Merkezi / Bakü

Azerbaycan’ın Karabağ Zaferi, Güney Kafkasya’daki siyasi dengeleri köklü biçimde değiştirdi. Azerbaycan ile Ermenistan arasında normalleşme ve barış görüşmelerinin ilerlemesi, uzun yıllara yayılan çatışmayı sona erdirmek için önemli bir fırsat oluşturdu. Bununla birlikte süreç, bölgedeki tüm siyasi aktörler ve toplumsal kesimler tarafından aynı anlayışla karşılanmadı. Barış arayışını destekleyen çevrelerin yanı sıra, geçmiş çatışmanın siyasi ve toplumsal etkilerini canlı tutmaya çalışan gruplar da varlığını sürdürüyor.

Karabağ meselesine daraltılmış bakış

Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalıcı barış ihtimalinin güçlendiği bir dönemde, Batı medyasında yayımlanan bazı haber ve yorumlar dikkat çekiyor. Polonya kamu yayın kuruluşu TVP World’ün 26 Ağustos tarihli “Doğu Ekspresi” programı ile 31 Ağustos’ta Reuters’ta yer alan, Ermeni yönetmen tarafından hazırlanan “Black Garden” belgeseline ilişkin değerlendirmeler, Karabağ çatışmasının geçmişine dair anlatıların hâlâ tartışmalı biçimde üretildiğini gösteriyor.

Bu yayınlara yöneltilen temel eleştiri, Karabağ meselesinin tarihsel ve siyasi çerçevesinden ayrılarak yalnızca “Ermeni mağduriyeti” ve “Azerbaycan saldırganlığı” ekseninde ele alınmasıdır. Böyle bir yaklaşım, Ermenistan’ın askeri müdahalesini, Azerbaycan topraklarının işgal altında tutulmasını ve 1990’lı yıllarda yüz binlerce kişinin yerinden edilmesini yeterince açıklamadan sorumluluğu tek taraflı biçimde Bakü’ye yükleyebiliyor.

Birinci Karabağ Savaşı, yalnızca bölgedeki Ermeni nüfusu ile Azerbaycan arasında yaşanan yerel bir anlaşmazlık olarak değerlendirilemez. Ermenistan Silahlı Kuvvetleri’nin çatışmadaki rolü, Karabağ’ın yanı sıra çevredeki yedi rayonun yaklaşık otuz yıl boyunca işgal altında kalması ve geniş çaplı zorunlu göç, olayların bütününü anlamak açısından belirleyici unsurlardır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin işgal güçlerinin çekilmesini isteyen kararları da bu tarihsel bağlamın parçaları arasında yer alır.

Bu nedenle Batı medyasındaki belirli anlatıları yalnızca editoryal tercih olarak görmek yeterli olmayabilir. Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün yeniden tesis edilmesini kabullenmek istemeyen çevrelerin siyasi ve kamuoyu kampanyaları, medya tartışmalarıyla kesişebiliyor. Ermeni diasporası kuruluşları ve lobi ağlarının yanı sıra Ruben Vardanyan’la bağlantılı siyasi ve kamuoyu savunuculuğu çevrelerinin de bu süreçte etkili olduğu ileri sürülüyor.

Bu girişimlerin amacı, geçmişi farklı yorumlatmakla sınırlı görünmüyor. Aynı zamanda Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki normalleşmenin siyasi maliyetini yükseltmek ve Karabağ meselesini yeniden bir siyasi mobilizasyon aracına dönüştürmek de hedefler arasında değerlendirilebilir. Çatışmanın “Ermeniler mağdur, Azerbaycan saldırgan” biçimindeki ikili bir çerçeveye sıkıştırılması, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın barış politikalarına yönelik eleştirileri artırabilir ve uzlaşmaya karşı çıkan aktörleri güçlendirebilir.

Değişen jeopolitik dengeler

Karabağ etrafındaki medya tartışmaları, Güney Kafkasya’da yaşanan daha geniş jeopolitik dönüşümden bağımsız ele alınamaz. Ermenistan-Azerbaycan barış süreci, Rusya’nın bölgedeki etkisinin gerilemesi, Avrupa’nın enerji güvenliği arayışı, yeni ulaşım güzergâhları ve Bakü ile Batı arasındaki ilişkilerin değişen niteliği aynı dönemde şekilleniyor.

Azerbaycan’ın Türk dünyasıyla ilişkilerini geliştirmesi, Çin’le iş birliğini artırması ve bağımsız dış politika çizgisini koruma iradesi de bu tabloya ekleniyor. Bakü’nün güvenlik ve dış politika tercihleri üzerindeki kontrolünü sürdürme isteği, ülkenin bölgesel ve uluslararası önemini artıran unsurlar arasında bulunuyor.

Bu durum bir paradoksu da beraberinde getiriyor. Azerbaycan’ın Avrupa bakımından enerji ve ulaşım alanlarındaki stratejik değeri yükselirken, ülke hakkındaki siyasi ve medya anlatıları da daha yoğun bir rekabetin konusu hâline geliyor. Avrupa’nın Güney Kafkasya’nın bağlantısallığına ilgisi ve Bakü’nün yeni ulaşım mimarisindeki merkezi rolü, bu stratejik konumu daha görünür kılıyor.

Dolayısıyla gelişmeleri yalnızca “Batı medyasının Azerbaycan’a yönelik saldırısı” şeklinde açıklamak da Batı’daki tüm yayınları bütünüyle tarafsız gazetecilik ürünü kabul etmek de gerçekçi değildir. Haber kaynaklarının seçimi, tarihsel olayların hangi çerçevede aktarıldığı ve hangi başlıkların öne çıkarıldığı, yayınların oluştuğu siyasi ve jeopolitik ortamdan etkilenebilir.

Azerbaycan bakımından temel mesele, jeopolitik ağırlık arttıkça bilgi alanındaki uluslararası rekabetin de güçlenmesidir. Karabağ Savaşı sonrasında ortaya çıkan yeni durum, yalnızca sahadaki güç dengelerini değil, uluslararası kamuoyunda kullanılan anlatıları da dönüştürdü. Barış sürecinin ilerlemesi ise çatışmanın geçmişine ilişkin farklı yorumların yeniden gündeme taşınmasına yol açıyor.

Bu bilgi rekabetinin yakın gelecekte sona ermesi beklenmiyor. Azerbaycan’ın enerji, ulaşım, Orta Koridor, Türk dünyası ve Güney Kafkasya’daki konumu güçlendikçe, ülkeye ilişkin uluslararası anlatılar da daha fazla siyasi önem kazanacaktır.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu