Son Tüketim Tarihi ve Tavsiye Edilen Tarih Arasındaki Farklar

Son tüketim tarihi ve tavsiye edilen tarih arasındaki farklar, gıda güvenliği ve israfı üzerine önemli bilgiler sunuyor.

Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) Gıda Okuryazarlığı Komisyonu Başkanı Ebru Akdağ, son tüketim tarihi ile tavsiye edilen tüketim tarihi (TETT) arasındaki farkların gıda güvenliği açısından kritik olduğunu belirtti. Akdağ, özellikle son tüketim tarihinin geçmiş ürünlerin asla tüketilmemesi gerektiğini vurgulayarak, bu tarihin mevzuat gereği satışına da izin verilmemesi gerektiğini ifade etti.

Gıda alışverişinde ambalaj üzerindeki tarih bilgileri genellikle son kullanım uyarısı olarak algılansa da her bir tarih, farklı bir amaca hizmet eden önemli göstergeler içeriyor. Akdağ, 10 tüketiciden 8’inin son tüketim tarihi ile TETT arasındaki farkı bilmediğini ve bu durumun gıda israfına yol açabileceğini dile getirdi.

Son tüketim tarihi, et, süt ve balık gibi çabuk bozulabilen ürünlerde kullanılan bir güvenlik tarihi olarak tanımlanıyor. Akdağ, bu ürünlerin bozulduğunda insan sağlığı açısından risk oluşturabileceğine dikkat çekerek, TETT’nin ise makarna, bakliyat, bisküvi ve konserve gibi bozulmaya dayanıklı gıdalarda kullanıldığını belirtti. TETT, ürünün tat, koku ve kıvam gibi özelliklerini en iyi şekilde koruduğu dönemi ifade ediyor. Uygun koşullarda saklandığı takdirde, TETT geçmiş bir ürünün tüketilmesinde bir sakınca olmadığını ekledi.

Son günlerde TETT geçmiş ürünlerin satışının gündeme geldiğini hatırlatan Akdağ, bu durumun gıda okuryazarlığının önemini bir kez daha gözler önüne serdiğini ifade etti.

Gıda İsrafının Etkileri

Akdağ, küresel gıda israfının yüzde 60’ının evlerde gerçekleştiğini belirterek, gıda israfının yalnızca ürünü değil, aynı zamanda onun üretiminde kullanılan su, enerji ve çiftçi emeği gibi kaynakları da israf etmek anlamına geldiğini vurguladı. Son tüketim tarihi ve tavsiye edilen tüketim tarihinin aynı üründe bulunamayacağını, bu nedenle tüketicilerin satın alırken dikkatli olması gerektiğinin altını çizdi.

Gıda israfının toplam sera gazı emisyonlarının yüzde 10’unu oluşturduğunu belirten Akdağ, Birleşmiş Milletler’in bu konudaki uyarılarına da değinerek, gıda israfının bir ülke olsaydı, iklim krizine olumsuz etkileri bakımından Amerika Birleşik Devletleri’nin ardından gelen üçüncü büyük ülke olacağını ifade etti. Bu nedenle, gıda israfı gibi çok boyutlu bir konunun bilimsel bir bakış açısıyla yönetilmesi gerektiğini ve tüketicilere düşen sorumluluğun önemini vurguladı.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu