11 Eylül saldırıları ve küresel çatışma çağının başlangıcı

11 Eylül saldırıları, ABD’nin güvenlik politikalarını ve Orta Doğu’daki dengeleri değiştirdi; olayın arka planı ve küresel sonuçları yeniden ele alınıyor.

11 Eylül 2001, dünya siyasetinde derin bir kırılma yaratan ve sonraki yıllarda küresel çatışmaların seyrini etkileyen bir tarih oldu. New York’taki Dünya Ticaret Merkezi ile Washington yakınlarındaki Pentagon’u hedef alan saldırıların ardından ABD’nin güvenlik politikaları değişti, Orta Doğu’ya yönelik askeri müdahaleler arttı ve uluslararası ilişkiler yeni bir döneme girdi.

11 Eylül saldırıları, El Kaide’nin 1990’lı yıllar boyunca ABD’ye karşı düzenlediği eylemler zincirinin en kapsamlı halkasıydı. Örgüt daha önce Yemen’de Amerikan askerlerini, Somali’de ABD güçlerini, Suudi Arabistan’daki askeri tesisleri ve Kenya ile Tanzanya’daki ABD büyükelçiliklerini hedef almıştı. 2000 yılında Yemen açıklarında USS Cole adlı Amerikan savaş gemisine düzenlenen saldırı da bu sürecin parçalarından biri olarak kayda geçti.

El Kaide lideri Usame bin Ladin, ABD’nin Orta Doğu’daki askeri varlığını, İsrail’e verdiği desteği ve bölgedeki yönetimlerle ilişkilerini örgütün başlıca gerekçeleri arasında gösteriyordu. Örgütün söyleminde, ABD’ye doğrudan saldırılar düzenlenmesi ve Washington’un bölgedeki politikalarının hedef alınması öne çıkıyordu. Bu yaklaşım, Afganistan merkezli cihat yanlısı çevrelerde 1980’lerden itibaren şekillenen Amerikan karşıtlığının devamı niteliğindeydi.

Saldırıların hedefleri

11 Eylül sabahı kaçırılan dört yolcu uçağından ikisi New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’nin İkiz Kuleleri’ne, biri Pentagon’a çarptı. Washington’daki Kongre binasına yöneldiği belirtilen dördüncü uçak ise yolcuların müdahalesinin ardından Pensilvanya’da düştü. Saldırılarda toplam 19 El Kaide mensubunun yer aldığı açıklandı.

Eylemcilerin saldırı öncesinde uçuş güvenliği ve iç hatlardaki uygulamalar hakkında bilgi topladığı, bazı kişilerin uçuş eğitimi aldığı belirtildi. Hedefler, Amerikan ekonomik, askeri ve siyasi gücünün sembolleri olarak seçilmişti. Dünya Ticaret Merkezi finansal gücü, Pentagon askeri kapasiteyi, Kongre ise ülkenin siyasi merkezini temsil ediyordu.

Dünya Ticaret Merkezi daha önce de saldırı planlarının odağında yer almıştı. 1993 yılında Ramzi Yusuf’un gerçekleştirdiği bombalı saldırıda, İkiz Kuleleri yıkmak amacıyla yaklaşık 700 kilogram patlayıcı taşıyan bir kamyon otoparka bırakılmıştı. Binalar yıkılmadı ancak saldırı, kompleksin güvenliği konusunda ciddi endişelere yol açtı. Yusuf, daha sonra başka saldırı planlarıyla ilişkilendirildi ve 1995’te yakalandı.

İnsan ve ekonomik kayıp

Saldırılar sonucunda yaklaşık 3 bin kişi hayatını kaybetti. Dünya Ticaret Merkezi kompleksindeki iki kulenin yanı sıra çevredeki diğer binalar da yıkıldı veya ağır hasar gördü. Pentagon’da da büyük çaplı hasar meydana geldi. Olay, ABD ana karasında yaşanan en kapsamlı saldırılardan biri olarak tarihe geçti ve ülke ekonomisi üzerinde uzun süreli etkiler bıraktı.

Washington yönetimi saldırıların ardından terörle mücadeleyi dış politikasının merkezine yerleştirdi. Önce Afganistan’a, ardından Irak’a yönelik savaşlar başlatıldı. Bu müdahaleler, ABD’nin bölgedeki varlığını artırırken Orta Doğu’daki istikrarsızlığı ve Batı’nın bölgedeki rolüne yönelik tartışmaları da derinleştirdi.

Sonraki yıllarda ABD, Afganistan ve Irak’taki savaşların siyasi ve askeri maliyetleriyle karşı karşıya kaldı. Bu dönemde Washington’un küresel nüfuzunda gerileme yaşandığı, Çin ve Rusya gibi rakip güçlerin ise daha görünür hale geldiği yönünde değerlendirmeler yapıldı. Böylece 11 Eylül saldırıları, yalnızca ABD’nin güvenlik anlayışını değil, uluslararası güç dengelerini de etkileyen bir dönüm noktası olarak değerlendirildi.

Saldırıların ardından yapılan açıklamalar

Dönemin ABD Başkanı George Bush, saldırıların ardından yaptığı konuşmada ülkelerin teröre karşı ABD’nin yanında ya da karşısında yer alması gerektiğini söyledi. Usame bin Ladin ise saldırıları, ABD’nin Müslüman ülkelere yönelik politikalarına karşı bir eylem olarak savundu.

Farklı siyasi çevrelerden gelen yorumlarda saldırıların nedenleri ve sonuçları konusunda birbirinden ayrılan değerlendirmeler yapıldı. Noam Chomsky, saldırıyı Batı’nın dünyanın farklı bölgelerinde uyguladığı şiddetin benzeri olarak yorumlarken, Michael Walzer olayın arka planında Körfez Savaşı, Irak’a yönelik yaptırımlar ve Filistin meselesinin bulunduğunu belirtti.

Vladimir Putin saldırıları insanlığa yönelik bir meydan okuma olarak nitelendirdi. Yaser Arafat, Filistin halkı adına Amerikan halkına ve yönetimine taziyelerini iletti. Ali Hamaney ile Şeyh Ahmed Yasin de sivillerin toplu biçimde öldürülmesini kınarken, olayın ABD’nin dış politikalarının sonuçlarından biri olduğu yönünde değerlendirmelerde bulundu.

11 Eylül saldırıları sonrasında başlayan süreç, güvenlik politikalarından savaş stratejilerine, göç uygulamalarından İslam dünyasına yönelik tartışmalara kadar pek çok alanı yeniden şekillendirdi. Olayın üzerinden yıllar geçmesine rağmen saldırıların uluslararası sistem üzerindeki etkileri ve Orta Doğu’daki sonuçları tartışılmaya devam ediyor.

Kaynak: Mepa News

Kaynak: Mepa News

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu