Dijital çağda İslami şahsiyet ve ahlaki sorumluluk

Dijital çağda İslami şahsiyet ve ahlaki sorumluluk, sosyal medya kullanımından teknoloji üretimindeki emek sömürüsüne uzanan sorunlar üzerinden ele alınıyor.

5. Bölüm: Karşılıklı haklarımız

Akıllı telefonlar ve sosyal medya, insanlar arasındaki karşılıklı haklar bakımından iki önemli sorunu gündeme getiriyor: sosyal yabancılaşma ve küresel tedarik zincirindeki sömürü. İnternetin ilk dönemlerinde çevrimiçi platformlar toplulukların iletişim kurmasına yardımcı olan araçlar olarak görülüyordu. Ancak zamanla bu platformların yalnızca iletişimi kolaylaştırmadığı, insanların birbirleriyle ilişki kurma biçimlerini de şekillendirdiği anlaşıldı.

Bu nedenle asıl soru, akıllı teknolojilerin ve sosyal medyanın hangi entelektüel etiği taşıdığıdır. Nicholas Carr’a göre teknolojiler, insan iradesinin birer ürünüdür ve doğuştan sahip olduğumuz yetenekleri güçlendirme biçimlerine göre sınıflandırılabilir. Fiziksel gücü artıran araçların, duyuları keskinleştiren cihazların, doğayı ihtiyaçlara göre dönüştüren teknolojilerin yanı sıra bilgi üretme ve paylaşma kapasitesini genişleten teknolojiler de vardır. İnternet ve sosyal medya bu son gruba girer.

Carr, her entelektüel teknolojinin insan zihninin nasıl çalışması gerektiğine ilişkin varsayımlar barındırdığını savunur. Kullanıcılar çoğu zaman teknolojinin pratik faydasına odaklansa da asıl kalıcı etkiyi bu örtük zihinsel model oluşturur. Ona göre internet, derin okuma ve yoğun düşünme kapasitesini zayıflatırken zihni kısa bilgi parçaları arasında hızla geçiş yapmaya alıştırır. Abby Smith Rumsey de dijital veri akışının öğrenmeyi ve kalıcı hafıza oluşturmayı zorlaştırdığı uyarısında bulunur. Çünkü veri birikimi, tek başına bilgi ya da hafıza anlamına gelmez.

Aşırı ekran kullanımı yalnızca düşünme ve hatırlama yetilerimizi etkilemez; yalnız kalma becerimizi ve başkalarına karşı empati kurma kapasitemizi de zedeler. Sherry Turkle, teknolojik cihazların insanın hem kendisiyle hem de çevresindekilerle ilişkisini dönüştürdüğünü belirtir. Dijital ortamda kişi kendisini istediği gibi sunabilir, düzenleyebilir veya silebilir. Böylece gerçek ilişkilerin taşıdığı belirsizlik ve sorumluluk yerine kontrol edilebilir bir kimlik öne çıkar.

Teknoloji, gerçek dostluğun gerektirdiği yükümlülükleri üstlenmeden arkadaşlık hissi verebilir. Telefonlar bize istediğimiz zaman dikkat çekebileceğimiz, dinlenebileceğimiz ve hiçbir zaman yalnız kalmayacağımız duygusunu sunar. Oysa birkaç saniyelik sessizlikte bile cihaza yönelmek, yalnızlığı çözülmesi gereken bir sorun gibi görmeye yol açar. Sürekli bağlantı bu sorunu ortadan kaldırmak yerine, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi dönüştüren bir belirtiye dönüşür. Bu durum, İslami şahsiyet ve ahlaki sorumluluk açısından kalbin sükûneti ve insanlarla sahici bağlar kurma meselesini önemli hale getirir.

Akıllı teknolojilerin ortaya çıkardığı diğer büyük sorun, kullandığımız cihazların küresel tedarik zinciridir. Elektronik ürünlerin madenlerden çıkarılmasından üretimine ve tüketiciye ulaşmasına kadar her aşamada insan hakları ihlalleriyle karşılaşılmaktadır. Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde cep telefonlarında kullanılan minerallerin çıkarıldığı madenlerde zorla çalıştırma vakaları belgelenmiştir. Free the Slaves adlı kuruluş, 2013 yılında Güney Kivu’da 866 kölelik vakası tespit etmiş; bu kişilerin yüzde 23’ünün çocuklardan oluştuğunu bildirmiştir.

Kongo, teknoloji sektöründe kullanılan koltanın önemli tedarikçilerinden biridir. 2008 yılında ülkeden çıkarılan koltanın, iPad, Samsung cihazları ve HP dizüstü bilgisayarları gibi ürünlere yönelik küresel talebin karşılanmasında kullanıldığı belirtilmiştir. Bazı madenlerde yetişkinler ve çocuklar silah tehdidi altında çalıştırılmaktadır. Bu tablo, kullandığımız cihazların üretiminde görünmeyen bir emek ve şiddet zincirinin bulunup bulunmadığı sorusunu gündeme getirir.

Üretim aşamasında da benzer sorunlar yaşanmıştır. Apple ürünlerinin önemli üreticilerinden Foxconn’da çalışanların ailelerinden ve sosyal çevrelerinden koparıldığı, ağır çalışma koşullarına maruz bırakıldığı aktarılmıştır. 2010 yılında dokuz şehirdeki on iki tesiste yapılan araştırmada, işçilerin bir bölümünün güvenlik görevlileri tarafından fiziksel cezaya uğradığını, tehdit edildiğini veya alıkonulduğunu bildirdiği ortaya konmuştur.

BBC’nin 2014 yılındaki incelemesi de Foxconn ve Pegatron fabrikalarında çalışanların uzun saatler boyunca çalıştırıldığını göstermiştir. Yoğun dönemlerde montaj hattı işçilerinin aylar boyunca yasal sınırın çok üzerinde fazla mesai yaptığı belirtilmiştir. Foxconn’un Apple’la yürüttüğü üretim ilişkisinin ilk on yılında 17 ila 28 yaşları arasındaki 15 genç işçinin intihar ederek ya da düşerek hayatını kaybettiği aktarılmıştır. Ayrıca şirket güvenliğinin fabrikalarda yerel yönetimlerden daha etkili olduğu ifade edilmiştir.

Bu koşullar karşısında ahlaki sorumluluğun sınırları yeniden düşünülmelidir. Gai Eaton, modern dünyada eylemlerin sorumluluğunu belirli kişilere yüklemenin giderek zorlaştığını vurgular. Devletler, şirketler ve kurumlar hareket ederken bireyler bu büyük yapıların içinde görünmez hale gelir. Ancak insan sorumluluğu, örgütlerin arkasına saklanarak ortadan kalkmaz.

David Harvey’in “yaşam ağı” yaklaşımı, sosyal medya ve akıllı telefon kullanımını sermaye birikimi, toplumsal mücadele ve çevresel dönüşümle birlikte değerlendirmeyi gerektirir. İşçilere ve çevreye verilen zarar, günlük hayatın dışında gerçekleşen soyut olaylar değildir; kullandığımız ürünlerle doğrudan bağlantılıdır. Neoliberal küreselleşme refahı herkes için eşitlememiş, aksine coğrafi ve sosyal eşitsizlikleri derinleştirmiştir.

İslami ilkeler açısından da bu sorular göz ardı edilemez. Bir hayvan kesimden önce korkutuluyor, işkence görüyor veya aşağılanıyorsa elde edilen etin helalliği tartışmalı hale geliyorsa, madenlerde ve fabrikalarda insanlar benzer biçimde korkutuluyor ve sömürülüyorsa teknoloji ürünlerine sahip olmanın ahlaki boyutu nasıl değerlendirilecektir? Kongo’daki madenlerde ve Güney Çin’deki fabrikalarda yaşanan koşullar karşısında tüketicilerin payı, sorumluluğu ve değiştirebileceği şeyler üzerine düşünmek gerekir.

Devam edecek.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu