İslam Hitabet Geleneğinde Mehabetin Önemi ve Güncel Sorunlar

Mustafa Yılmaz, İslam hitabet geleneğinde mehabet kavramını ve günümüzdeki yansımalarını ele alıyor.

HAKSÖZ-HABER

Mustafa Yılmaz, Haksöz için kaleme aldığı yazısında, İslam medeniyetinin dil, edebiyat ve inanç dünyasında önemli bir yer tutan “mehabet” kavramını ve bu kavramın nebevi hitabetteki yansımalarını derinlemesine ele alıyor.

Yılmaz, kelimenin kökeninde yatan “saygı ile karışık korku” anlamını inceleyerek, Siyer, Kelam ve Tasavvuf disiplinlerindeki derinliğini, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ve Hulefâ-i Râşidîn’in hitabet üslupları üzerinden örneklerle ortaya koyuyor. Klasik belagat kaynakları ışığında etkili bir hatibin içsel durumu ile dışsal vakarı arasındaki dengeyi sorgulayan yazar, günümüz minberlerinde yaşanan ruh kaybına da dikkat çekiyor.

Yılmaz, Cuma hutbelerinin monoton ve bürokratik bir hale dönüşmesini eleştirirken, nebevi mehabetin yeniden canlandırılması için kağıttan okuma alışkanlığının terk edilmesi ve irticalen hitabete geçilmesi gibi önerilerde bulunuyor. Din görevlilerinin yalnızca fıkıh memurları değil, kalbi mehabetullah ile dolu birer dava adamı olarak yetiştirilmesi gerektiğini vurgulayan Yılmaz, ümmetin sorunlarının etkili bir dille kürsüye taşınması çağrısında bulunuyor.

Arapça kökenli olan mehabet, İslam medeniyetinin dil, edebiyat ve inanç dünyasında derin izler bırakmış bir kavramdır. Bu kavram, kul ile Yaratıcı ve kul ile rehber (Peygamber) arasındaki bağı belirleyen önemli unsurlardan biridir. Dini, edebi ve hitabet literatüründe, mehabet kelimesi hem lügat hem de terim anlamları açısından müstakil bir öneme sahiptir.

Kelimenin kökeni, Arapçada “korkmak, sakınmak, saygı duymak” anlamlarına gelen “heyb” veya “havf” kökleriyle ilişkilidir. Genel olarak, karşıdaki kişinin büyüklüğü ve yüceliği karşısında hissedilen saygı dolu bir çekinme hali olarak tanımlanır. Bu yönüyle, sıradan bir korkudan tamamen ayrılır. Ayrıca, bir kişinin veya varlığın kendisinde barındırdığı vakur duruş, heybet ve azamet, muhatabında doğrudan saygı uyandırır. İbn Manzûr, “Lisânü’l-Arab” adlı eserinde kelimenin kökenini açıklarken, “heybet” ve “tazim” ile bağ kurarak, bir kimsenin vakarı sebebiyle başkalarının kalbinde bıraktığı saygınlık hissini tanımlar. Şemseddin Sâmi de “Kamus-ı Türkî” eserinde kelimeyi benzer şekilde “heybet, azamet, saygı ve korku uyandıran duruş” olarak tanımlar.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu