Alman Mahkemesi, Doğru’nun Eşinin Hesap Dondurma Kararını Durdurdu

Alman mahkemesi, Hüseyin Doğru’nun eşinin hesaplarının dondurulmasına ilişkin kararı durdurdu. Yargı, ciddi şüpheler bulunduğunu belirtti.

Avrupa Birliği yaptırımları çerçevesinde Berlinli gazeteci Hüseyin Doğru hakkında alınan bir yargı kararı dikkat çekti. Doğru, Berliner Zeitung’a yaptığı açıklamada, Alman mahkemesinin eşinin banka hesaplarının dondurulmasına ilişkin uygulamanın geçici olarak durdurulduğunu ve bunun gerekçesi olarak “ciddi şüpheler” bulunduğunu bildirdi.

Mayıs 2025’ten bu yana AB yaptırım listesinde yer alan Doğru’nun hesaplarının dondurulmasının ardından, bu durum ailesini de etkilemişti. Alman Gümrük İdaresi’ne bağlı Yaptırımların Uygulanması Merkez Dairesi (ZfS), eşine ait hesapların yaptırımları delmek amacıyla kullanılabileceği gerekçesiyle bloke edilmesine karar vermişti.

Önceki haberlerde de belirtildiği üzere, bu karar beş kişilik ailenin finansal sistemin dışına itilmesine yol açtı. Doğru, yaşananları “varoluşsal bir kriz” olarak tanımlarken, ailenin temel ihtiyaçlarını karşılamada zorluk çektiğini ve sınırlı bir bütçeyle hayatta kalma mücadelesi verdiğini ifade etti.

Köln İdare Mahkemesi, Doğru’nun eşinin hesaplarının dondurulmasına yönelik kararın hukuki dayanağını sorguladı. Mahkeme, bu uygulamayı “haklara yönelik ağır bir müdahale” olarak değerlendirirken, devletin sunduğu gerekçeleri de ikna edici bulmadı. Mahkeme kararında, Doğru’nun eşinin hesaplarını kontrol ettiğine dair somut bulguların bulunmadığı vurgulandı ve yargılama giderlerinin devlet tarafından karşılanmasına hükmedildi.

ZfS, blokaj kararına gerekçe olarak aile içindeki ekonomik ilişkileri, ortak yaşamı ve bazı finansal işlemleri gösterdi. Araç sigortasının eş tarafından yenilenmesi, hesaplar arası para transferleri ve aile bağları, “dolaylı kontrol” işareti olarak değerlendirildi. Ancak mahkemenin bu gerekçeleri yeterli bulmaması, yaptırımların kapsamına dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Doğru, daha önce Frankfurt am Main’daki mahkemede açtığı davada sonuç alamamış, hesap kısıtlamalarının kaldırılması talebi reddedilmişti. Bu süreçte yalnızca temel ihtiyaçlar için sınırlı bir harcama izni tanınmıştı. Aylık yaklaşık 506 euroluk harcama sınırının beş kişilik bir aile için yetersiz olduğu belirtilirken, mevcut durumun ciddi bir geçim krizine yol açtığı ifade edildi.

Doğru, yaşadığı durumu “sivil ölüm” olarak tanımlayarak, yaptırımların yalnızca kendisini değil, ailesini de temel haklardan mahrum bıraktığını savundu. Ayrıca, AB yaptırımlarının işleyişini sert sözlerle eleştirdi. Almanya’da yaşayıp AB’nin Rusya yaptırım listesine alınan ilk ve tek Alman vatandaşı olduğunu belirten Doğru, sürecin “yargısız cezalandırma” niteliği taşıdığını öne sürdü. Kararların kapalı kapılar ardında alındığını, savunma hakkı ve delillere erişim imkânının bulunmadığını dile getirdi.

Almanya’daki gazeteci sendikalarının ve medyanın tutumunu da eleştiren Doğru, üyesi olduğu kuruluşların kendisini savunmak yerine hükümetin görüşlerini paylaştığını ifade etti. Federal basın konferanslarında sadece birkaç cesur muhabirin bu konuyu gündeme getirebildiğini, hükümet sözcülerinin ise “durumdan haberdar değiliz” diyerek konuyu geçiştirdiğini belirtti. Doğru, “Kimseyi sansürlemelerine gerek kalmıyor, çünkü gazeteciler artık kendilerini sansürlüyor. Benim davam aslında onların davasıdır” dedi.

Doğru, yaptırımlara karşı hukuki mücadele yürütmenin imkânsız hale geldiğini belirterek, “Param yok, olsa bile erişemiyorum. Bu durumda nasıl savunma yapabilirim?” şeklinde konuştu. Süreci “hukuki bir kara delik” olarak tanımlayan gazeteci, Almanya’daki davalarda AB’ye, AB düzeyindeki başvurularda ise ulusal makamlara yönlendirildiğini ifade etti.

Son gelişmelerle birlikte baskının ailesine yöneldiğini belirten Doğru, eşinin herhangi bir yaptırım listesinde yer almamasına rağmen hesaplarının dondurulduğunu vurguladı. Bu kararın mahkeme kararı olmadan idari işlemle alındığını söyledi. Aile içi ilişkilerin “kanıt” olarak gösterilmesini eleştiren Doğru, çocuklarının temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandıklarını dile getirdi.

Doğru’nun avukatı Alexander Gorski, uygulamayı “benzeri görülmemiş bir baskı” olarak nitelendirirken, yaptırımların hukuk devleti ilkeleriyle çeliştiğini savundu. Siyasi alanda da tepkiler yükseldi. BSW’li siyasetçi ve eski Federal Meclis milletvekili Sevim Dağdelen, yaptırımları “hukuka aykırı ve insanlık dışı” olarak nitelendirerek Doğru ailesine destek çağrısında bulundu.

Avrupa Birliği, Doğru’yu “Rusya’nın istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerine destek vermek” ve “toplumsal ayrışmayı körüklemekle” suçlayarak yaptırım listesine almıştı. Ancak bu iddialara ilişkin kamuoyuna açık somut kanıtların paylaşılmamış olması eleştirilere neden oldu. Doğru, yaptırımların asıl nedeninin gazetecilik faaliyetleri olduğunu savunarak, özellikle Filistin ve Avrupa’daki protestolarla ilgili haberlerinin hedef alındığını ileri sürdü. Uzmanlar, yaptırımların kapsamının belirsizliği ve yargı denetiminin sınırlılığı nedeniyle temel haklar ve basın özgürlüğü açısından ciddi riskler doğurduğuna dikkat çekiyor.

Mahkemenin son kararı, yaptırımların aile bireylerine genişletilmesi konusunda önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Doğru davası, hem yaptırım rejimlerinin sınırları hem de Avrupa’da basın özgürlüğünün geleceği açısından emsal teşkil edebilecek kritik bir süreç olarak öne çıkıyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu