Davos 2026: Liberal Düzenin Sonu ve Güç Siyasetinin Yükselişi

Davos 2026 Zirvesi, liberal düzenin sona erdiğini ve güç siyasetinin yeniden şekillendiğini gözler önüne seriyor.

Gamza Bal, küresel düzenin sona erdiği tartışmaları çerçevesinde Davos 2026 Zirvesi’ni ele alıyor. Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD öncülüğünde kurulan liberal uluslararası düzen, çok taraflılık, serbest piyasa ekonomisi ve Batı değerlerinin üstünlüğü üzerine inşa edilmişti. Ancak Davos Zirveleri, bu düzenin meşruiyetini sağlamak için bir platform işlevi görüyordu. 2008 finansal krizi, COVID-19 pandemisi, Rusya-Ukrayna Savaşı ve Gazze Savaşı gibi gelişmeler, bu anlatının zayıflamasına neden oldu. Çin’in ve Küresel Güney’in yükselişi, Batı’nın evrensellik iddialarını sorgulatmaya başladı.

Mevcut durum, liberal düzenin söylemsel üstünlüğünü kaybettiğini, savunulabilir bir düzenin kalmadığını ve yeni bir düzenin henüz ilan edilmediğini gösteriyor. Bu çerçevede “diyalog ruhu” temasıyla gerçekleştirilen Dünya Ekonomik Forumu, bu belirsizliğin yansıtıldığı tarihi bir zirve olarak öne çıkıyor.

Zirvede dikkat çeken bir diğer unsur, liberal düzenin savunulmasından kaçınılmasıydı. Kanada Başbakanı Mark Canney, uluslararası sistemin kurallarının güçlü devletlerin çıkarlarına göre esnetildiğine dikkat çekti. Bu durum, karşılıklı bağımlılık anlayışının yerini güç siyasetinin aldığını gösteriyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da kuralların etkisizleştiğini vurgulayarak, güç dinamiklerinin ön plana çıktığını ifade etti. Davos 2026, kurallara dayalı düzenin sorgulandığı ve güç siyasetinin doğrudan dile getirildiği bir platform olarak değerlendirilebilir.

Burada eski düzenden bir kopuş değil, kontrollü bir geçiş süreci yaşandığı görülüyor. Hegemonik düzenlerin kriz anlarında genellikle mevcut sistemi koruma çabası içinde olduğu biliniyor. Davos 2026’da liderlerin kullandığı dil, kurallara dayalı düzenin çöktüğünü kabul etmekle birlikte liberal düzenin meşruiyetinin sarsılmasından çekinildiğini gösteriyor. Macron, eski düzenin korunması gerektiğini belirtirken, BM Genel Kurul Başkanı Annalena Baerbock da çok taraflılıktan vazgeçmenin istikrarsızlığa yol açacağını vurguladı. Bu bağlamda, liderlerin çöküşü yavaşlatma ve yönetme çabaları öne çıkıyor.

Yeni düzenin hangi normlara dayanacağı ve büyük güçlerin rollerinin nasıl şekilleneceği belirsizliğini koruyor. Batı liderleri, mevcut düzenin kusurlarını kabul ederek onu konjonktüre uyarlama çabası içinde. Ancak yeni düzen, eski düzenin kurucuları için henüz pragmatik bir hal almış değil. Davos 2026’da kuralların işlemediği vurgulanırken, kuralsızlığın daha kötü olacağı algısıyla istikrar savunuluyor. Bu durum, Davos’un düzenin meşruiyetini koruma çabası olarak değerlendirilebilir.

Davos 2026’da güç siyaseti döneminin başladığı açıkça ifade edildi. Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Rusya’nın Ukrayna ile savaşı ve Çin’in büyük güçler arasına girmesi gibi örneklerle bu durumu ilan etti. Avrupa Birliği, bu yeni güç siyaseti bağlamında etkin bir rol üstlenemiyor. AB, ne baskı ve zorlamaya dayalı bir politika benimseyebiliyor ne de liberal kavramları uyarlayabiliyor. Bu durum, AB’nin Davos 2026’daki pozisyonunu edilgen bir aktör konumuna itiyor.

Sonuç olarak, Davos 2026, liberal düzenin işlevselliğinin sorgulandığı ve büyük güç siyasetinin geçici çözümlerle yönetilmeye çalışıldığı bir dönem olarak değerlendirilebilir. ABD’nin baskı politikaları, Çin’in söylemsel sahiplenmeleri ve AB’nin dönüşümü erteleyici tutumu, bu yeni güç siyaseti döneminin dinamiklerini oluşturuyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu