Şeytanların Taşlanmasının Derin Anlamı ve Kur’an’daki Yeri

Kur’an’da şeytanların taşlanmasının anlamı ve gök ile yıldızların rolü üzerine derin bir inceleme.

Kur’an-ı Kerim, yıldızların yaratılış amacını açıklayarak bilgi dağarcığımızı genişletmektedir. Bu bağlamda, Allah şöyle buyurmaktadır: “Andolsun biz, en yakın göğü kandillerle donattık. Onları şeytanlara atılan taşlar haline getirdik ve ahirette onlara alevli ateş azabını hazırladık.” (Mülk Sûresi, 5). Ayrıca, “Biz, en yakın göğü ziynetlerle, yıldızlarla süsledik. Onu itaatten çıkan her şeytandan koruduk. Onlar, yüce topluluğu dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar.” (Saffat Sûresi, 6-8). Bu ayetler, Allah’ın şeytanlara karşı kullandığı yıldızların ve kandillerin önemini vurgulamaktadır.

Şeytanların taşlanmasının anlamı nedir?

Kur’an’da gök küreleri, şahaplar ve şeytanlarla ilgili çeşitli ayetler yer almaktadır. Yüce Allah, “Gerçekten Biz, gökte burçlar yarattık ve onları seyredenler için yıldızlarla süsledik. Hem onu kovulmuş her şeytandan koruduk. Ancak kulak hırsızlığı edenler olursa, onu da parlak bir ışık (şahap) kovalar.” (Hicr, 16-18) buyurmaktadır. Bu ayetlerin benzerleri Saffat ve Cin Sûrelerinde de geçmektedir. Peki, şeytanlar gökten nasıl kovulmaktadır?

“Ancak kulak hırsızlığı edenler olursa, onu da parlak bir ışık (şahap) kovalar” ayeti, müfessirlerin üzerinde çokça durduğu bir konudur. Her bir müfessir, bu ayeti farklı bir şekilde yorumlamıştır. Burada, el-Mizan tefsirinde yer alan açıklamalara dikkat çekmekte fayda var. Allâme Tabatabâî, şeytanların kulak hırsızlığı ve şahaplar ile kovulması konusundaki müfessirlerin açıklamalarını değerlendirirken, göklerin meleklerden oluşan gruplar tarafından korunduğunu belirtmektedir. Bu melekler, kulak hırsızlığı yapan şeytanları vurarak kovmak için beklemektedir. Ancak zamanla bu teorilerin geçerliliği sorgulanmaya başlamıştır. Bugün, böyle bir gök yapısının var olmadığı anlaşılmaktadır.

Bu noktada, ilahi kelamda kullanılan ifadelerin, duyusal olmayan gerçeklerin anlaşılmasına yardımcı olmak için duyusal bir kalıp olarak kullanıldığı söylenebilir. Yüce Allah, “İşte bu temsilleri biz insanlar için getiriyoruz. Onları ancak bilginler düşünüp anlarlar.” (Ankebut, 43) buyurmaktadır. Kur’an’da sıkça rastlanan bu tür terimler, arş, kürsü ve levha gibi kavramlar da benzer bir anlam taşımaktadır. Burada kastedilen gök, bu dünyadan daha üstün bir alan olan melekût âlemidir.

Şeytanların göğe yaklaşma çabaları, yaratılış sırları ve gelecekteki olaylar hakkında bilgi edinme arzusuyla ilişkilidir. Ancak melekler, şeytanların bu girişimlerini manevi nurlar ile engellemektedir. Şeytanlar, hakka yaklaşarak onu hile ve kamuflaj ile çarpıtmayı hedeflemektedir. Melekler ise, bu hileleri ortaya çıkararak gerçekleri açığa çıkarmaktadır. Bu bağlamda, şeytanların kulak hırsızlığı yapması ve şahapların hedef alması, vahiy meleklerinin şeytanların müdahalelerinden korunacağını anlatan bir kısım olarak değerlendirilmektedir.

Tefsir-i Numûne’de de benzer bir yaklaşım sergilenmektedir. Sema kelimesi, bazı ayetlerde maddi gök anlamına gelirken, bazı ayetlerde manevi bir gök ve yüce makam anlamına gelmektedir. Örneğin, “Âyetlerimizi yalanlayanlar ve o âyetlere uymayı kibirlerine yediremeyenler var ya, onlara göklerin kapıları açılmaz.” (A’raf, 40) ayetinde, buradaki göklerin temsili olarak Allah’a yakınlık makamı kastedilmektedir. Ayrıca, yıldızlar hem maddi bir kavram olarak hem de toplumları aydınlatan bilgin ve şahsiyetler olarak manevi bir anlam taşımaktadır. İnsanlar, karanlık ortamlarda yollarını yıldızlar sayesinde bulmaktadır.

Şeytanların göklere çıkmasının yasaklanması ve yıldızlar aracılığıyla kovulmaları, Peygamber’in dünyaya gelmesiyle ilişkilendirilmektedir. Bu bağlamda, şeytanların göklere çıkma girişimlerinin tamamen yasaklandığı anlaşılmaktadır. Bütün bu açıklamalar, “sema” kelimesinin manevi bir anlam taşıdığını ve hak, iman ve maneviyat göğünü temsil ettiğini göstermektedir. Şeytanlar, bu alana girmek ve gerçek müminlerin kalbine sızmak için çabalamaktadır. Ancak peygamberler ve ilahi erler, ilahi ilim ve takva nurlarıyla bu girişimleri engellemektedir. Dolayısıyla, gökten kastedilen hak ve hakikat göğüdür. Şeytanlar, bu göklere ulaşmak ve insanları saptırmak isteyen vesvesecilerdir. Yıldızlar ve şahaplar ise, şeytanları geriye püskürten ilahi önderlerdir. Kur’an, sonsuz bir denizdir ve gelecekteki bilim insanlarının bu ayetler hakkında daha derin hakikatlere ulaşması mümkündür.

Bu tefsire yönelik bir eleştiri de söz konusu olabilir. Ayetlerde “es-semau’d-dünya” (dünya göğü) ifadesinin kullanılması, maddi gök ile ilgili bir anlam taşımaktadır. Ancak bu durumda, manevi gök olarak tefsir edilmesi çelişki yaratmaktadır. Bu eleştirinin kaynağı, insanın Allah’a insanî bir bakış açısıyla yaklaşmasıdır. Oysaki Allah için mülk ve melekût bir bütündür. Kur’an ayetleri, hem mülk âlemi hem de melekût âlemi hakkında bilgi vermektedir. “Andolsun ki biz, Dünya semasını (veya en yakın semayı) kandillerle süsledik” ayetinde, dünya semasından kasıt maddi gök iken, “onları şeytanlara atılan taşlar yaptık” ifadesi, melekût âlemini ifade etmektedir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu