Babülmendep neden yeniden küresel gündemde?

Babülmendep’te Husilerin artan askerî varlığı, Kızıldeniz güvenliğini, enerji taşımacılığını, Süveyş ticaretini ve Türkiye’nin bölgesel çıkarlarını etkiliyor.

Babülmendep Boğazı, Yemen’de Husilerin Kızıldeniz kıyısındaki ilerleyişiyle yeniden küresel gündemin merkezine yerleşti. Husilerin Moka’yı ele geçirmesinin ardından Perim (Meyyun) ve Haniş adalarına ulaşması, boğaz çevresindeki askerî baskı kapasitesini artırdı. Bu gelişme yalnızca Yemen iç savaşındaki cephe değişimini değil, Kızıldeniz’in deniz güvenliğini, Körfez enerji ihracatını, Süveyş Kanalı üzerinden yürüyen ticareti ve Afrika Boynuzu’ndaki dengeleri de etkiliyor.

Coğrafya, askerî gücün parçasına dönüşüyor

Moka, Yemen’in Kızıldeniz kıyısında Babülmendep’e kuzeyden yaklaşan tarihî bir liman konumunda. Daha güneyde Dhubab ve boğazın ortasındaki Perim Adası, kuzeyde ise Büyük ve Küçük Haniş adaları bulunuyor. Bu noktalar birlikte değerlendirildiğinde, kıyı erişimi, dar geçişlerin denetimi ve deniz trafiğinin gözetlenmesi açısından bütünleşik bir askerî hat oluşturuyor.

Husilerin Moka, Perim ve Haniş hattında elde ettiği konum, onlara yalnızca kara hâkimiyeti sağlamıyor. Gemisavar füzeler, insansız hava ve deniz araçları, mayınlar ve kıyı gözetleme sistemleriyle desteklenen bu alan, Babülmendep’ten geçişi daha riskli ve maliyetli hâle getirebilir. Bu nedenle asıl soru, boğazın tamamen kapatılıp kapatılmadığından çok, geçiş güvenliğinin ne ölçüde belirsizleştirildiğidir.

Babülmendep bugün bütün ticari gemilere kapalı değil. 18 Eylül 2026 tarihli IMF PortWatch verilerine göre 17 Eylül’de boğazdan 23 emtia gemisi geçti. Ancak geçiş sayılarındaki dalgalanma, denizcilik şirketlerinin kararlarında güvenlik algısının belirleyici olduğunu gösteriyor. Sigorta maliyetlerinin yükselmesi, gemilerin rotalarını değiştirmesi ve Ümit Burnu’na yönelmesi, boğaz fiziksel olarak kapanmadan da ekonomik baskı oluşabileceği anlamına geliyor.

Hürmüz ile Babülmendep aynı güvenlik zincirinde

Babülmendep’in önemini artıran başlıca unsurlardan biri de Hürmüz Boğazı’ndaki baskı. Körfez enerji ihracatının ana geçiş noktası olan Hürmüz’deki riskler, Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerini alternatif güzergâhlara yöneltiyor. Suudi petrolünün doğudan Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu’ya taşınarak dünya piyasalarına ulaştırılması, Hürmüz’ü aşan bir seçenek sunuyor; ancak Asya’ya sevkiyat için bu kez Babülmendep’in açık kalması gerekiyor.

Bu nedenle Hürmüz ve Babülmendep artık birbirinin alternatifi değil, aynı enerji güvenliği zincirinin iki kırılgan halkası durumunda. Çin’in Suudi Arabistan’ın talebi üzerine İran’dan Husileri frenlemesini istemesinin arkasında da enerji ve ticaret yollarının aynı anda baskı altına girmesi endişesi bulunuyor.

Suudi Arabistan, Mısır ve ABD’nin hesapları

Husilerin hızlı ilerleyişi, Suudi Arabistan’ın Yemen’de desteklediği güçlerin kırılganlığını ortaya koydu. Moka ve Babülmendep çevresindeki gelişmeler Riyad’ın Yemen politikasını zorlaştırırken, Suudi Arabistan’ın diplomatik girişimlerini de yoğunlaştırdı. Muhammed bin Selman’ın Mısır’la temaslarında Babülmendep ve Kızıldeniz güvenliğinin öne çıkması bu nedenle önem taşıyor.

Mısır açısından Süveyş Kanalı’nın güvenliği, Babülmendep’in açık kalmasına doğrudan bağlı. Sisi ve Muhammed bin Selman, 15 Eylül’deki görüşmelerinde Kızıldeniz ve Babülmendep’te seyrüsefer serbestisinin korunmasını ortak stratejik çıkar olarak nitelendirdi. Riyad aynı zamanda Çin, ABD ve bölgesel aktörlerle temas kurarak çok taraflı bir güvenlik arayışı yürütüyor.

ABD’nin önceliği de boğazın uluslararası ticarete açık kalması. Ancak Washington, Suudi Arabistan’ın Husilere karşı doğrudan askerî müdahale beklentisine mesafeli duruyor ve Umman’da Husi temsilcileriyle görüşüyor. Bu yaklaşım, seyrüsefer güvenliğiyle Suudi-Husi çatışmasını birbirinden ayırma çabasına işaret ediyor. Bununla birlikte, gemilere milliyetleri veya siyasi bağlantıları üzerinden farklı güvenlik koşulları uygulanması, uluslararası seyrüsefer serbestisi açısından yeni sorunlar doğurabilir.

Türkiye açısından Babülmendep’in önemi

Türkiye için Babülmendep’teki gelişmelerin ilk sonucu ticaret alanında görülüyor. Asya ile Türkiye ve Avrupa arasındaki deniz taşımacılığının Ümit Burnu’na yönelmesi, transit sürelerini, navlun bedellerini ve sigorta primlerini artırabilir. Kızıldeniz ve Körfez enerji akışındaki aksama ise enerji ithalat maliyetlerine yansıyabilir.

Daha geniş stratejik boyut ise Afrika Boynuzu’nda ortaya çıkıyor. Türkiye’nin Somali’deki savunma, enerji ve teknoloji alanlarındaki faaliyetleri, Babülmendep’teki güvenlik değişikliklerini Ankara açısından daha önemli hâle getiriyor. Babülmendep-Yemen-Cibuti-Somali hattı, Türkiye’nin Afrika Boynuzu politikası için kuzey güvenlik kuşağı niteliği taşıyor.

Ankara’nın doğrudan Yemen savaşına dâhil olması gerekmiyor. Suudi Arabistan ve Mısır’la seyrüsefer güvenliği konusunda çalışmak, Umman üzerinden diplomatik temasları desteklemek, Somali ve Cibuti ile deniz gözetimi kapasitesini geliştirmek daha işlevsel seçenekler sunabilir. Küçük bir geçit olan Babülmendep, Kızıldeniz’den Süveyş’e, Körfez’den Afrika Boynuzu’na uzanan geniş bir coğrafyanın stratejik dengelerini değiştirebilecek nitelikte.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu