Berri: Bu Anlaşma Asla Uygulanmayacak ve Yürürlüğe Girmeyecek

Lübnan Meclis Başkanı Berri, Washington’da imzalanan anlaşmayı sert bir dille eleştirdi ve uygulanmayacağını vurguladı.

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD’nin arabuluculuğunda Washington’da imzalanan çerçeve anlaşmasına sert bir tepki göstererek, bu mutabakatı ülkesinin tarihindeki en büyük tavizlerden biri olarak değerlendirdi. Berri, Lübnan’ın ulusal egemenliğini koruma konusundaki kararlılığını dile getirirken, ordu komutasında olası bir görevden alma girişimine de uyarıda bulundu.

Washington’da hükümet yetkilileri ile İsrail arasında imzalanan anlaşmanın ardından, Beyrut’taki Meclis Başkanlığı makamında huzursuzluk baş göstermiş durumda. Berri’nin Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile süregelen siyasi kopuşu ve anlaşmaya karşı gösterdiği direnç, Lübnan’daki anayasal ve askeri dengelerin kritik bir dönüm noktasına geldiğini gösteriyor.

Berri, Cumhurbaşkanı Avn ile olan ilişkisini, “Ne o beni arıyor ne de ben onu arıyorum” şeklinde tanımladı. Resmi açıklamaların ötesinde, Beyrut yönetiminin bu adımının, Berri’nin uzun süredir savunduğu ulusal ilkelere aykırı olduğu ifade ediliyor.

Berri, İsrail ile gerçekleştirilecek her türlü müzakerenin sıkı ulusal ilkeler çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini savunarak, askeri alanda elde edilemeyen siyasi kazanımların masada İsrail’e sunulmaması gerektiğini belirtti. Ayrıca, herhangi bir müzakere sürecinin başlaması için öncelikle İsrail’in işgal ettiği Lübnan topraklarından tamamen çekilmesi, askeri saldırılarını durdurması, tutsakları serbest bırakması ve güneydeki göçmenlerin köylerine dönmesi gerektiğini vurguladı.

Ancak Washington’da imzalanan mutabakat, bu öncelikleri tersine çevirerek, askeri geri çekilmeyi belirsiz siyasi ve askeri koşullara bağladı. Bu durumun, Lübnan’ın egemenliğini uzun yıllar boyunca ipotek altına alma riski taşıdığı ifade ediliyor.

“17 Mayıs anlaşmasından on kat daha kötü”

Berri, el-Ahbar gazetesine verdiği mülakatta, Washington’da varılan mutabakatı sert bir dille eleştirerek, “Bu anlaşma bir dayatmadır ve 17 Mayıs 1983 anlaşmasından on kat daha kötüdür” dedi. Geçmişte Emel Hareketi lideri olarak 17 Mayıs anlaşmasına karşı yürütülen direnişin öncülerinden biri olan Berri, yeni mutabakata karşı tavrını, “On kez 17 Mayıs anlaşması olsun ama bu anlaşma asla olmasın” sözleriyle pekiştirdi.

Berri, Lübnan halkının sokak hareketlerine veya provokasyonlara kapılmaması gerektiğini vurgulayarak, ülkeyi iç çatışma ve kaos sarmalına sürüklemek isteyen odaklara fırsat verilmemesi gerektiğini belirtti. Anlaşmanın yalnızca siyasi içeriğiyle değil, Lübnan toplumu üzerindeki bölücü etkileriyle de büyük bir tehdit oluşturduğunu ifade eden Berri, bunun en çok İsrail’in çıkarlarına hizmet edeceğini vurguladı.

Siyasi mücadelenin tamamen anayasal, yasal ve ulusal zeminlerde yürütüleceğini belirten Berri, kabinedeki bakanlarının tutumuna dair, “Emel Hareketi’ne mensup bakanlar, bu anlaşmanın ele alınacağı hiçbir bakanlar kurulu toplantısını boykot etmeyecek. Orada olacağız, mücadele edeceğiz ve net tavrımızı ortaya koyacağız” dedi.

Berri, Washington mutabakatının geleceği hakkında ise kararlı bir şekilde, “Bu anlaşma asla yürürlüğe girmeyecek ve uygulanmayacak; kendiliğinden hükümsüz kalacaktır” ifadelerini kullandı.

“Müzakerelerin gerçek adresi Amerika ve İran hattıdır”

Berri, Lübnan’ın ulusal haklarını geri alabilmesi ve İsrail’i topraklarından tamamen çıkarabilmesi için tek bir gerçekçi diplomatik yol olduğunu savunarak, bu adresin Washington ile Tahran arasındaki doğrudan diplomatik süreç olduğunu belirtti. “Lübnan’ın haklarını güvence altına alacak yegane meşru ve gerçekçi zemin, Amerika Birleşik Devletleri ile İran İslam Cumhuriyeti arasında yürütülen müzakere sürecidir” dedi. Bu eksenin dışında, Lübnan’ın tek başına ABD ve İsrail tarafından belirlenen koşullar altında masaya oturmasının büyük bir hata olacağını kaydeden Berri, böyle bir girişimin işgali meşrulaştırmaktan başka bir işe yaramayacağını vurguladı.

“Kimse orduyla oynamaya kalkışmasın”

Berri, son günlerde Lübnan kamuoyunda tartışılan ve Lübnan Ordusu Komutanı General Rudolf Heykel’in görevden alınacağına dair iddialara da değinerek, askeri vesayet ve komuta kademesine yönelik müdahalelere karşı uyarıda bulundu. Silahlı kuvvetlerin ülkenin birliğini koruyan en önemli yapı taşı olduğunu hatırlatan Berri, “Hiç kimse böyle bir şaka yapmaya yeltenmesin ve hiç kimse Lübnan Ordusu ile oynamaya kalkışmasın” dedi. Askeri kurumun ulusal güvenliğin, toplumsal huzurun ve iç barışın teminatı olduğunu vurgulayan Berri, ordunun kendileri için kırmızı çizgi olduğunu ifade etti.

Anlaşmanın imzalanmasının hemen ardından yayımladığı kısa mesajda Lübnan halkını uyararak, “Ey Lübnan halkı, bu bir fitnedir” diyen Berri, bu mesajının bazı çevreler tarafından pasif veya yumuşak bulunmasına tepki gösterdi. El-Ahbar gazetesinin bu yöndeki sorusunu yanıtlayan Berri, “Ben bu anlaşmayı doğrudan fitne olarak nitelendirmişken daha ne söylememi bekliyorsunuz? Küfür mü etmeliydim?” dedi. Anlaşmayı “fitne” olarak adlandırmanın siyasi literatürdeki en üst düzey uyarı seviyesi olduğunu dile getiren Berri, meselenin basit bir görüş ayrılığı olmadığını, doğrudan Lübnan’ın toprak bütünlüğünü ve toplumsal birliğini hedef alan varoluşsal bir tehdit olduğunu belirtti.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu