Siyonist rejim Latin Amerika’da siber gözetim ağını büyütüyor
Siyonist rejim siber gözetim ağı üzerinden Latin Amerika’da yeni güvenlik ortaklıkları kurarken, dijital hak savunucuları hak ihlalleri konusunda uyarıyor.
Latin Amerika’da sağcı hükümetlerin organize suçla mücadelede daha sert, askerî ve teknoloji merkezli politikalara yönelmesi, Siyonist rejimin siber güvenlik sektörünün bölgedeki etkisini artırıyor. Filistin’in işgali sırasında geliştirildiği ve Filistinliler üzerinde kullanıldığı belirtilen gözetim teknolojileri, Latin Amerika ülkelerine “ulusal güvenlik”, “siber savunma” ve istihbarat çözümleri olarak sunuluyor.
Yeni güvenlik anlaşmalarıyla birlikte Siyonist rejim, siber güvenlik, yapay zekâ, gözetim ve dijital istihbarat alanlarında kendisini bölge için bir uzmanlık merkezi olarak konumlandırıyor. Dijital haklar kuruluşları ise bu sektörün askerî ve istihbarat yapılarıyla yakın bağlarına dikkat çekerek, söz konusu teknolojilerin yaygınlaşmasının kitlesel gözetim riskini büyüttüğünü belirtiyor.
Sağcı hükümetlerle güvenlik ortaklıkları
Kolombiya’nın yeni Devlet Başkanı Abelardo de la Espriella, organize suçla mücadelede Siyonist rejimin yapay zekâ ve siber güvenlik kapasitesinden yararlanmayı planlıyor. De la Espriella, kurulacak iş birliğinin bu teknolojilerin ülke içindeki suç yapılanmalarına karşı kullanılmasına imkân sağlayacağını ifade etti.
Ekvador’da ise Siyonist rejimin Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar ile Ekvadorlu mevkidaşı Roberto Kury, 4 Ağustos’taki devlet ziyareti sırasında terörle mücadele ve siber güvenlik alanlarında iş birliğini geliştirmeyi öngören anlaşmalar imzaladı. Arjantin ile Siyonist rejim de yapay zekâ ortaklığını derinleştirme ve “terörist” olarak tanımlanan siber tehditlere karşı birlikte hareket etme konusunda uzlaştı.
Bu adımlar, Latin Amerika’da sağcı yönetimlerin güç kazanmasıyla Siyonist rejimin siber güvenlik şirketleri için yeni bir pazar oluştuğunu gösteriyor. Ancak dijital hak savunucuları, “savunma” amacıyla sunulan sistemlerin zamanla muhalifleri, gazetecileri ve toplumun geniş kesimlerini izlemek için kullanılabileceği uyarısında bulunuyor.
Meksika merkezli R3D Mexico’nun program direktörü Pepe Flores, bölge hükümetlerinin insan haklarını merkeze almak yerine risk odaklı politikalar izlediğini belirtiyor. Flores’e göre teknoloji, devletlerde daha fazla kontrol sağlandığı yönünde yanıltıcı bir güven duygusu oluşturabiliyor.
Bu siyasi dönüşüm, ABD’nin organize suçla mücadelede siber kapasitelere verdiği önemin artmasıyla da örtüşüyor. ABD Başkanı Donald Trump, 12 Ağustos’ta federal kolluk kuvvetlerinin başka ülkelerde faaliyet gösteren ulusötesi suç örgütlerine karşı siber araçlar kullanmasına izin veren bir Ulusal Güvenlik Başkanlık Muhtırası imzaladı.
Daniel Noboa, Antonio Kast ve Abelardo de la Espriella gibi sağcı liderlerin iktidara gelmesi de Washington’la daha yakın ilişkiler ve göç, organize suç ve ulusal güvenlik başlıklarında daha sert politikalarla birlikte ilerliyor. Fundación Karisma eş direktörü Juan Diego Castañeda, Siyonist rejimin tercih edilmesinin yalnızca teknik bir seçim olmadığını, aynı zamanda ideolojik bir yönelime işaret ettiğini söylüyor.
Pegasus’tan yüz tanıma sistemlerine
Siyonist rejimin gözetim sektörüne yönelik uluslararası eleştirilerin merkezinde, gazetecileri, aktivistleri ve muhalifleri hedef almak için kullanıldığı bildirilen Pegasus casus yazılımı bulunuyor. Dijital hak savunucuları ise tartışmanın yalnızca saldırı amaçlı yazılımlarla sınırlı olmadığını, “savunma” ürünü olarak pazarlanan sistemlerin de askerî ve güvenlik yapılanmalarıyla bağlantılı olduğunu vurguluyor.
7amleh Arap Sosyal Medya İlerleme Merkezi’nden Lama Nazeeh, bu alandaki uzmanlığın yalnızca istihbarat üretme kapasitesinden ibaret olmadığını, rızası olmayan bir nüfusu geniş ölçekte izleme becerisinin de ticarileştirildiğini ifade ediyor. Nazeeh, Filistinlilerin bu sistemlerin rızaları dışında uygulanması nedeniyle teknolojilerin “gönülsüz katkıcıları” hâline getirildiğini savunuyor.
Nazeeh, 2017’den bu yana Siyonist makamların sosyal medya verilerini tarayan öngörücü polislik algoritmaları kullandığını ve bu sistemlerin gözaltı kararlarında etkili olduğunu belirtiyor. 2025 yılına ait belgelerde Filistinlilere yönelik 3 bin 452 dijital hak ihlali, 538 sansür şikâyeti ve 2 bin 910 nefret söylemi ve kışkırtma vakasının kaydedildiğini aktaran Nazeeh, rıza eksikliğinin sistemin tesadüfi bir sonucu değil, tasarımının parçası olduğunu söylüyor.
İşgal altındaki Filistin topraklarında yüz tanıma teknolojilerinin yaygınlaştırılması da “sürtünmesiz işgal” olarak adlandırılan yaklaşımın bir unsuru olarak değerlendiriliyor. Corsight AI’nin Gazze’de, Oosto’nun işgal altındaki Batı Şeria’da, Mabat 2000’in ise işgal altındaki Doğu Kudüs’te kullanıldığı belirtiliyor.
Bu sistemler, Filistinlilerin kimliklerinin askerler yerine makineler aracılığıyla belirlenmesini sağlayan daha geniş gözetim ağının parçaları olarak tanımlanıyor. Corsight AI’nin yüz tanıma yazılımının daha sonra Meksika’daki hastanelerde ve Brezilya’daki okullarda kullanılmaya başlandığı bildiriliyor. İnsan hakları savunucuları, ticari uygulamalar askerî gözetim faaliyetleriyle birebir aynı olmasa da ortak kurumsal ve teknolojik geçmişin ciddi denetim sorunları yarattığını belirtiyor.
Unit 8200 bağlantısı ve şirketler
Siyonist rejimin teknoloji sektörünün askerî istihbarat birimi Unit 8200 ile bağları da tartışmaların önemli başlıklarından biri. Cellebrite, 2023’te Latin Amerika’daki adı açıklanmayan bir ülkenin federal güçlerine dijital istihbarat sistemi sağladığını duyurdu. Şirketin Unit 8200’den personel aldığı belirtilirken, Siyonist rejimdeki yaklaşık 700 siber teknoloji şirketinin yüzde 80’e yakınının kurucuları arasında bu birimde görev yapmış isimlerin bulunduğuna ilişkin veriler paylaşılıyor.
Bu isimler arasında Check Point’in kurucusu Gil Shwed ile şirketin Üst Yöneticisi Nadav Zafrir de yer alıyor. Check Point, Latin Amerika’daki hükümetlere ve şirketlere siber tehditlere karşı güvenlik çözümleri sunuyor. Şirketin ayrıca Honduras Ulusal Telekomünikasyon Komisyonu heyetiyle ülkenin ulusal siber güvenlik stratejisinin uygulanmasını görüştüğü aktarılıyor.
Check Point’in, Siyonist rejimin önemli silah üreticilerinden Israel Aerospace Industries ile İsrail Siber Şirketler Konsorsiyumu üzerinden ortaklığı bulunuyor. Siyonist hükümetin desteğiyle 2016’da kurulan konsorsiyum, hükümetlere ve uluslararası müşterilere ulusal ölçekte siber savunma sistemleri sağlamayı amaçlıyor. Konsorsiyum, 2017’de adı açıklanmayan bir Latin Amerika ülkesinde ulusal siber merkez kurulması için on milyonlarca dolar değerinde sözleşme aldığını duyurmuştu. Projede tehdit takibi, istihbarat paylaşımı, adli bilişim, siber eğitim ve saldırıların tespitiyle soruşturulmasına yönelik sistemler yer alıyordu.
Tarihsel güvenlik ilişkileri yeniden canlanıyor
Siyonist rejimin Latin Amerika’daki güvenlik faaliyetleri yeni değil. 20. yüzyılın ikinci yarısında bölgedeki bazı hükümetlere ve silahlı kuvvetlere silah, eğitim ve güvenlik desteği sağlandı. Bu yönetimlerin yerli halklara ve sol hareketlere karşı yürüttüğü operasyonlar, uzun yıllar boyunca insan hakları ihlalleriyle ilişkilendirildi.
Antony Loewenstein, The Palestine Laboratory adlı kitabında, Siyonist rejimin silah ve yöntemlerinin işgal altındaki Filistinliler üzerinde “sahada test edildikten” sonra pazarlanmaya başlandığını savunuyor. Fundación Karisma’dan Castañeda da Latin Amerika, ABD ve Siyonist rejim arasındaki tarihsel bağların şiddeti ve silah kullanımını meşrulaştıran bir zemin oluşturduğunu belirtiyor.
Bishara Bahbah ise Israel and Latin America: The Military Connection adlı 1988 tarihli çalışmasında, Siyonist rejimin silah ihracatının otoriter yönetimlerle ve ABD’nin küresel stratejileriyle kurulan ilişkilerden ayrı değerlendirilemeyeceğini ileri sürüyor. Castañeda, geçmişte kurulan bu bağların bugün güvenlik ve teknoloji alanlarında yeniden birleşmesinin şaşırtıcı olmadığını ifade ediyor.
Kolombiya, eski Devlet Başkanı Gustavo Petro döneminde Gazze’deki savaş gerekçesiyle Siyonist rejimle diplomatik ilişkilerini kesmişti. Ancak Petro sonrasında yaşanan siyasi değişim, eski güvenlik ve teknoloji iş birliklerinin yeniden güçlenmesi ihtimalini gündeme taşıdı.
Meksika’dan Arjantin’e kadar dijital hak kuruluşları, militarize güvenlik politikalarıyla müdahaleci teknolojilerin birleşmesinin kitlesel gözetimi ve hak ihlallerini kolaylaştırabileceği uyarısında bulunuyor. Kolombiya’nın yeni yönetimi bu açıdan önemli bir sınav olarak görülüyor. Castañeda, ulusal güvenliğin “istisnai çözümler” gerektiren bir alan olarak ele alınıp alınmayacağının yakından izlenmesi gerektiğini belirtiyor.
Eleştirmenlere göre Latin Amerika’nın geçmişinde gizlilik, silah kullanımı ve şiddeti meşrulaştıran güvenlik anlayışı, bugün Filistin’de geliştirildiği belirtilen gözetim teknolojileriyle yeni bir biçim kazanabilir. Bu nedenle Siyonist rejim siber gözetim ağı üzerinden kurulan yeni ortaklıkların, yalnızca teknik kapasite ve suçla mücadele başlıklarıyla değil, insan hakları ve demokratik denetim açısından da değerlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor.




