Abdurrahman Dilipak: İran-ABD Yakınlaşması Barış Değil, Sadece Taktiksel Bir Ara
Abdurrahman Dilipak, İran-ABD yakınlaşmasının gerçek bir barış değil, taktiksel bir uzlaşma olduğunu vurguladı.
Abdurrahman Dilipak: “İran-ABD Yakınlaşması Barış Değil, Taktiksel Bir Mola”
İran ile ABD arasında yaşanan son gelişmeler ve medyaya yansıyan anlaşmalar, uluslararası alanda büyük bir ilgi uyandırdı. Ortadoğu’nun geleceği üzerine tartışmalar sürerken, anlaşmanın kalıcı bir barışa yol açıp açmayacağı, İsrail’in bu süreçten nasıl etkileneceği ve Türkiye’nin bu durumu nasıl değerlendirmesi gerektiği merak ediliyor. Gazeteci-yazar Abdurrahman Dilipak, Mirat Haber’den Şaban Doğan’a verdiği röportajda, İran-ABD yakınlaşmasının gerçek bir barış süreci olmadığını, aksine tarafların ihtiyaçlarından kaynaklanan taktiksel bir uzlaşma olduğunu ifade etti.
Şaban Doğan’ın, İran-ABD anlaşmasını nasıl değerlendirdiğini sorduğu soruya Dilipak, ünlü bir sözü hatırlatarak yanıt verdi: “Geçme namert köprüsünden, koy aparsın su seni; yatma tilki gölgesinde, koy yesin aslan seni.” Bu sözün Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde Kanuni Sultan Süleyman’a atfedildiğini belirten Dilipak, müminlerin aynı hataya düşmemesi gerektiğini vurguladı. Resulullah’ın (sav) “Mümin aynı delikten iki defa sokulmaz.” sözüne atıfta bulunarak, insanların ders alması gerektiğini dile getirdi.
Dilipak, ABD’nin Ortadoğu’da patronluk peşinde olduğunu, Trump’ın Netanyahu’yu kendisine tabi kılmak istediğini ve sadece Gazze değil, Kudüs ve Mescid-i Aksa üzerinde de hak iddia ettiğini belirtti. Trump’ın, Musevi ve İsevi toplumları bir araya getirerek kendisini Mesih’in müjdecisi gibi göstermeye çalıştığını ifade etti. İran’a karşı bir süreliğine ara vermesi gerektiğini düşündüğünü belirten Dilipak, bölgeyi savaşla değil, diplomasi ve farklı baskı yöntemleriyle kontrol etmeye çalıştığını söyledi.
Dilipak, ABD ve İsrail’in güvenilmez olduğunu, Gazze, Lübnan ve Batı Şeria örneklerinin bunu gösterdiğini vurguladı. Mehmet Âkif’in “Tükürün onların aslâ güvenilmez sözüne…” dizesini hatırlatarak, emperyalist Batı’ya karşı dikkatli olunması gerektiğini belirtti. Ancak, Batılı ülkelerle müttefik olduklarını ve yarım asırdır bu ülkelerin kapılarında bekletildiklerini ifade etti. Bu gelişmeyi gerçek bir barış girişimi olarak değil, taktiksel bir uzlaşma olarak gördüğünü dile getiren Dilipak, gerçek niyetlerin NATO Zirvesi sonrasında daha net bir şekilde ortaya çıkacağını düşündüğünü belirtti.
Trump’ın, Suriye’yi yöneten kişinin kendisi tarafından oraya getirildiğini söylemesi, bölgedeki hesapların sona ermediğini düşündürüyor. Henüz süreç tamamlanmadığını belirten Dilipak, dini açıdan hayır gibi görünen bir şeyde şer, şer gibi görünen bir şeyde ise hayır olabileceğini ifade etti. Eğer bu taktiksel bir geri çekilme ise, İran’ın önüne yeni bir tuzak kurulmuş olabileceğini düşündüğünü belirtti. İlk bakışta her iki tarafın da ciddi zarar gördüğünü, dünya kamuoyunda psikolojik üstünlüğün İran’da göründüğünü, ABD’nin ise itibar kaybı yaşadığını vurguladı.
Dilipak, ABD’nin yıllardır tehdit olarak gördüğü İran ile müzakere masasına oturmasını, İran’ın yalnız bırakıldığını ve savaş yorgunu olduğunu belirterek değerlendirdi. İran’ın arkasında İslam dünyası olmadığını, ancak Çin ve Rusya gibi önemli aktörlerin bulunduğunu ifade etti. ABD, İran, Irak ve Suriye üzerindeki hedeflerinden vazgeçmediğini, İsrail’in de Arz-ı Mev’ud anlayışından vazgeçmediğini dile getirdi. Mevcut anlaşmanın daha çok alt başlıklarla ilgili olduğunu ve yaklaşık 60 gün sonra daha kritik konuların yeniden masaya gelebileceğini belirtti.
Dilipak, İsrail’in de savaş yorgunu olduğunu, yalnızlaştığını ve iç sorunlar yaşadığını ifade etti. Gazze’deki gelişmelerin ardından Batı’dan gelen tepkilerin arttığını belirtti. Bu sürecin bölgeyi birinci derecede etkileyeceğini, Arap Yarımadası’ndaki ülkelerin de önemli zararlar gördüğünü vurguladı. Irak ve Suriye’deki SDG/PYD unsurlarının beklenen performansı gösteremediğini, İran’a yönelik bir kara harekâtı ya da İran Kürdistanı’nda beklenen ayaklanmanın gerçekleşmediğini söyledi. ABD, İngiltere, Fransa ve İsrail’in bu tabloyu yeniden değerlendirmeleri gerektiğini belirtti.
Dilipak, İran’ın nükleer faaliyetleri konusunda müzakerelerin devam edeceğini, şu anda sadece bir ara verilmiş gibi göründüğünü ifade etti. İran’ın siyasi çizgisinde köklü bir kırılma yaşanacağını düşünmediğini, çünkü içlerinde yaşanacak büyük bir çatışmanın korumaya çalıştıkları değerlere zarar vereceğini bildiklerini belirtti. Gelecekte bazı başlıkların ciddi tartışmalara yol açabileceğini, iki Azerbaycan’ın birleşmesi, bölgedeki Kürt nüfusunun talepleri, Belucistan meselesi ve Arap Şiiliği tartışmalarının yeni kırılmalara neden olabileceğini söyledi.
Dilipak, Türkiye’nin gelişmeleri sadece siyasi ve ekonomik açıdan değil, tarihî ve medeniyet perspektifinden de değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. İslam dünyasında güçlü bir irade göremediğini, derin bir sessizliğin hâkim olduğunu belirtti. Hz. Ömer Beyannamesi’nden söz edilmediğini, Birleşmiş Milletler gözetiminde kurulacak laik ve seküler bir Filistin devletine razı olunmasının istendiğini ifade etti. İsrail’in Kudüs’ü başkent ilan etmesiyle kalmayıp, Mescid-i Aksa’nın yönetiminde söz sahibi olmayı talep ettiğini belirtti.
Dilipak, Kudüs ve Gazze merkezli yeni diplomatik girişimlerin gündeme gelebileceğini, Kudüs çözüm komisyonlarının yeniden toplanabileceğini ve Gazze’nin yeniden yapılandırılması, silahlı grupların durumu, bölgesel güvenlik düzenlemeleri ve Gazze halkının geleceğine ilişkin yeni projelerin tartışılabileceğini söyledi. İslam dünyasının ortak bir siyasi irade ortaya koyup koyamayacağının belirleyici olacağını vurguladı. Son olarak, yaşananları kalıcı bir barış süreci olarak görmek için henüz erken olduğunu, Ortadoğu’da kartların yeniden karıldığını ve bölgesel dengelerin yeniden şekillendiğini belirtti. Gelecekte sadece İran-ABD ilişkilerine değil, bölgesel ve küresel ölçekte ortaya çıkacak yeni ittifaklara ve güç dengelerine dikkat edilmesi gerektiğini ifade etti.




