ABD ve İsrail’in İran Üzerindeki Çıkarları Yakında Çatışabilir
ABD ve İsrail’in İran konusundaki çıkarlarının çatışabileceği uyarısı yapıldı. Uzmanlar, bu durumun olası sonuçlarını değerlendiriyor.
HAKSÖZ-HABER
İran’a yönelik askeri eylemleri ele alan Ori Goldberg, El Cezire’nin İngilizce sayfasında yaptığı analizde, ABD ve İsrail’in İran konusundaki çıkarlarının yakın bir gelecekte çatışma riski taşıdığını vurguladı.
Goldberg, tarafların niyetlerinin farklı olduğunu belirterek, “Trump ve Netanyahu bu savaşa çok farklı nedenlerle girdiler. Bu farklılıklar yakında daha belirgin hale gelecek.” şeklinde konuştu.
Goldberg’in yazısında, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın yıkıcı etkileri devam ederken, uzmanların ve politikacıların belirsizlikleri kendi görüşlerini destekleyecek şekilde yorumlama çabalarının arttığına dikkat çekildi. İsrail, “Ortadoğu’yu değiştirmekten” bahsederken, ABD ise “Amerikan halkını savunmaktan” söz ediyor. Her iki taraf da “rejim değişikliği” söylemini sıkça tekrarlasa da, İran’da bunun gerçekleşme olasılığı belirsizliğini koruyor.
Ali Hamaney’in suikastı, İsrail ve ABD’nin İran’da beklediği kitlesel ayaklanmayı başlatamamış durumda. Uzmanlar, rejim değişikliğinin havadan gerçekleştirilemeyeceğini vurgulamaya devam ediyor.
İsrail ve ABD’nin zafer kazanmış olduğu düşüncesi, her iki ülkenin İran İslam Cumhuriyeti’ni havadan ve denizden hedef almasıyla güçleniyor. Avrupa Birliği’nin zayıf tepkileri ve Asya’nın olaylara uzak kalması, Netanyahu ve Trump’ın kazandığı izlenimini pekiştiriyor. Ancak, bu baskıya karşı alternatif öneren bir güç görünmüyor.
Goldberg, Netanyahu ve Trump’ın düşmanlıkların ilk aşamasını kazanmış olabileceklerini, ancak bu zaferin bile sorgulanabilir olduğunu savunuyor. Bu durum, her iki tarafın kısa vadeli çıkarlarının örtüşmesinden kaynaklanıyor. Ancak bu ittifakın ömrü, her bir tarafın kendi çıkarlarını korumak için harcayacağı süre kadar kısa olabilir.
Netanyahu, siyasi geleceğini güvence altına almak için başarısızlıklarından uzak görünmelidir. İsraillilerin en büyük düşmanı olarak gördüğü İran’da elde edeceği bir zafer, onu yeniden güçlü bir lider olarak konumlandırabilir. Ancak, Netanyahu’nun hükümeti ve ordusu arasında süregelen gerilimler, bu hedefin gerçekleştirilmesini zorlaştırıyor. Ordu, 7 Ekim 2023 olaylarıyla ilgili sorumluluktan kaçınmak istiyor ve bu nedenle önemli bir bütçe artışı talep ediyor.
ABD’de Trump, yalnızca bir zafer için değil, aynı zamanda dikkatleri dağıtacak bir şey arayışında. Venezuela’daki geçmişteki başarıları unutulmuşken, Epstein dosyalarındaki skandallar gündemdeki yerini koruyor. “Rejim değişikliği” ifadesinin belirsizliği, Trump’a istediği zaman “görev tamamlandı” deme imkanı tanıyor.
Her iki lider de birbirlerine güvenmiyor ve yalnızca acil çıkarları doğrultusunda işbirliği yapma arayışındalar. Bu dikkat dağıtıcı unsurlar ortadan kalktığında, her iki taraf da belirsiz bir savaşla karşı karşıya kalacak. Trump, operasyonu hızlı bir şekilde sonlandırma baskısı hissederken, Netanyahu bu durumu uzatmaya çalışacaktır.
Netanyahu’nun, Gazze’deki duruma benzer şekilde, yıkım ve ölümlerden başka bir planı yok. Savaşın ne kadar süreceğine dair resmi mesajlar, İsrail’in savaşta kalacağını vurguluyor. Ancak bu söylem, savaşın daha fazla sivil kayıplara yol açmasına neden olabilir.
ABD ve İsrail’in giderek daha mesafeli açıklamalar yapması, aralarındaki uçurumu daha da belirgin hale getirecektir. Trump, İran İslam Cumhuriyeti’nin yeni bir lider seçmesi için anayasal süreci başlatmasıyla birlikte, bu durumun hala ayakta olduğunu gösterecek. İsrail ise ilerlemesini “gerçek rejim değişikliği” gibi belirsiz terimlerle tanımlamaya devam edecektir.
Bu ittifakın zamanla büyümesi ve ardından hızla dağılması bekleniyor. En iyi ihtimalle, bu ittifakın sonuçları Pirus zaferi olacaktır.




